Define cilik ve define isaretleri hakkında kullanıcılara bilgiler sunulan forum sitesi, define isaretleri, define siteleri, define sitesi, definecilik Kur'an'da define ile ilgili ayetler | Define Mekanı- Define işaretleri

Kur'an'da define ile ilgili ayetler

Konusu 'Definecilikle ilgili kanunlar' forumundadır ve BatıBeyi tarafından 5 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. BatıBeyi

    BatıBeyi Yasaklı Yasaklı

    Katılım:
    21 Eylül 2011
    Mesajlar:
    0
    Beğenileri:
    33
    Tecrübe Puanı:
    0
    Yer:
    bitmek üzereyim
    Kur'an'da define ile ilgili ayetler

    Kur'an'da define ile ilgili ayetler

    Bu ayetlerden hangi neticelere varırız?

    Kur'an-ı Kerim'de define veya hazine ile ilgili ayetler sadece 18. inci sure olan Kehf Suresinde vardır. Burada anlatılan olayda Hz. Musa, rivayete göre Hz. Hızır'la karşılaşıyor ve ondan hikmet öğrenmek için arkadaşlık teklif ediyor. Hz. Hızır ilk bakışta kötü olarak nitelendirilecek üç olay yapıyor: 1-Başkasının malına zarar veriyor, 2-Bir çocuğu öldürüyor, 3- Düşman bir kavmin yıkık duvarını tamir ediyor. Ama bunların her birinde bir hikmet var. Önce ayetleri okuyunuz, sonra yorumumuzu bulacaksınız.

    Bismillahirrahmanirrahim

    18/64 Musa: "İstediğimiz zaten buydu." dedi. Hemen geldikleri yoldan izleri üzerinde geri döndüler.

    18/65 Bu arada ikisi -katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz- kullardan birini buldular.

    18/66 Musa ona: "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" dedi.

    18/67 O dedi ki: "Sen doğrusu benim yaptıklarıma dayanamazsın."

    18/68 "Bilgice kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin?"

    18/69 Musa: "İnşallah sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işte baş kaldırmayacağım." dedi.

    18/70 O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın." dedi.

    18/71 Bunun üzerine kalkıp gittiler; sonunda bir gemiye bindiklerinde, o gemiyi deliverdi; Musa: "Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın." dedi.

    18/72 Musa'ya: "Ben sana yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.

    18/73 Musa: "Unuttuğum için bana çıkışma, gücümün yetmediği bir şeyden beni sorumlu tutma." dedi.

    18/74 Yine gittiler; sonunda bir erkek çocuğa rastladılar, o hemen onu öldürdü. Musa: "Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Doğrusu pek kötü bir şey yaptın." dedi.

    18/75 O: "Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi? dedi.

    18/76 Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın." dedi.

    18/77 Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Musa'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Musa: "Dileseydin buna karşılık bir ücret alabilirdin." dedi.

    18/78 O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım"

    18/79 "Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."

    18/80 "Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi, çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk.

    18/81 "İstedik ki Rableri o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini

    versin ."

    18/82 "Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kişiydi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşmasına ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."



    Olayın özeti: Hz Hızır ve Hz. Musa, kendilerine kötü davranan bir halkın kasabasına geliyorlar. Halktan kimse bu yolculara yiyecek bile vermiyor. Bu durum karşısında oradan uzaklaşıp gidecekleri yerde, Hz. Hızır, sanki o kasabaya iyilik olsun diye orada bir duvarı tamir ediyor. Hz. Musa da buna şaşırıyor. Ancak Hz. Hızır'ın amacı kasabaya iyilik yapmak değildir. Yıkılmak üzere olan o duvarın altında bir define vardır. Duvar yıkılırsa define ortaya çıkacak ve o kötü kasabalıların eline geçecektir. O defineyi iyi bir adam gömmüştür, fakat daha sonra vefat etmiştir. Bu adam arkasında iki tane küçük çocuk bırakmıştır. Yüce Allah'ın muradı defineyi korumak ve kötü kasabalılara vermemektir. Ta ki iki çocuk büyüyecek, seneler sonra delikanlı olacaklardır ve o zaman Yüce Allah bir sebep yaratacak ve o iki çoçuğun geçmiş zamanda babaları tarafından gömülmüş defineyi çıkarmalarını sağlayacaktır.


    Bu olaydan şu dersleri çıkarırız:

    1- Yeraltında defineler var ve Yüce Allah çok önceden bu defineleri kime vereceğini tespit ediyor.

    2- Definenin vaktinden evvel ortaya çıkması Yüce Allah tarafından önleniyor.

    3- Yüce Allah defineyi hak edenin eline veriyor. Hak etmeyene vermiyor.

    4- Yüce Allah defineyi rahmet ettiği kişiye veriyor.

    5- "Allah'ın her işinde bir hayır vardır"



    Allah Kur'an'ı Kerim'de kendini "Hayrürrazikin" "Rızık verenlerin en hayırlısı" olarak tanımlamıştır. Rızkı ve rızkın bir çeşidi olan "defineyi" de Allah'tan istemek gerekir. Bu arada define bulmak için cinlerden medet umanları da doğru yola davet ediyoruz. Cinlerle uğraşmaktan vaz geçsinler. "Şeytan da cinlerdendir." İnsanlar Allah taraftarı veya Şeytan taraftarı diye ikiye ayrılır. Allah taraftarı olalım ve Allah'ın Fatiha suresinde bize söylettirdiği: "İyyake nabüdün ve iyyake nestain" = "Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz" vazifesini yerine getirelim. Cinlerden yardım istemek yanlıştır. Definenin yerini cinler söylemez. Yüce Allah dilerse bir sebep yaratır ve sizi oraya götürür. Define ararken cinlerden korkulmaz, tek korkulacak varlık Allah'tır. O Kur'an-ı Kerim'de Ben'den korkun dedi. Yüce Allah dilemezse de kimsenin başına bir musibet gelmez.
     
    • Beğen Beğen x 10
  2. TEVFİK

    TEVFİK üye Kullanıcı

    Katılım:
    11 Haziran 2012
    Mesajlar:
    3.425
    Beğenileri:
    5.936
    Tecrübe Puanı:
    113
    Yer:
    FETHİYE,MANİSA,İZMİR.
    Selamunaleyküm Sayın Korkut Ustam Allah C.C. Razı Olsun Elinize ve Emeğinize Sağlık Saygılar.
     
  3. prospektuss

    prospektuss üye Kullanıcı

    Katılım:
    17 Şubat 2016
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    15
    Tecrübe Puanı:
    3
    Cinsiyet:
    Bay
    Üstadım emeğinize sağlık Allah nezih ikramlarla mükafatlandırsın sizi inşallah.
     
  4. mrblueman

    mrblueman üye Kullanıcı

    Katılım:
    26 Nisan 2016
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    2
    Tecrübe Puanı:
    3
    Cinsiyet:
    Bay
    Üstadım vurgulamış olduğunuz konu gerçekten çok önemli, verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Bu ayetlere bu gözle bakmamıştım. Bilinç ufkuma bir pencere de vesilenizle gerçekleşti. Özellikle rızkın kesinlikle Allah tarafından olduğu, o dilerse hazinelerini bize bağışlayabileceğini ve yalnızca O'ndan korkulması ve O'ndan yardım dilenmesi gerektiğini çok güzel hatırlatmış oldunuz. Ki Allah'tan başkasından yardım istemek ya da Allah ile kendi aramıza birilerini koymak Kuran'da hatırlatıldığı gibi hesap gününde kesinlikle bağışlanmayacak büyük suç olan ''ŞİRK'' tir. İlgili ayetler: Nisa48, 116 ve Maide 72.ayetler incelenebilir.
    Bu ayetlerde halk arasında HIZIR olarak bilinen kişiye olağanüstü nitelikler yakıştırılmaktadır. Hızır yardıma koşar, hızır dilekleri gerçekleştirir. Her an karşımıza hızırın çıkabileceğini ve ondan dileklerde bulunmamız gerektiği kulaktan kulağa yayılmış durumdadır. Öyle ki hıdrellez günleri dahi mevcuttur. O gün insanlar çaputlar içine dileklerini yazar ya da resmederler ve sonra ağaç altlarına saklar veya denize atarlar. Bu inançların hepsi de HIZIR'ın ölmediği yeryüzünde hala yaşadığı ve insanların yardımına koştuğu inancından/itikadından kaynaklanmaktadır. Halbuki;
    Kuran'ı Kerim'de hızır olarak bahsedilen kişinin adı hızır olarak geçmemektedir. Kehf Suresi 65.ayetin orjinalinde ''abdem min ıbâdinâ'' yani kullarımızdan bir kul olarak geçmektedir. Daha sadeleştirilmiş haliyle ''Bize kulluk eden biri'' diyebiliriz. İlle de bir isim verilmek istenirse adı da ''Abdullah'' denilebilir genel itibariyle. Bu kişi zaten bir elçidir. Elçi olduğunu da şu ayetten anlamaktayız. Yine Kehf Suresi 82.ayette geçen ......''Ben bunları kendiliğimden yapmadım'' ifadesinden anlaşılmaktadır. Yaptığı işlerin Allah'ın kontrolünde ve emri ile olduğu apaçık ortadadır.
    Kuran'da bahsi geçen ve halk arasında hızır olarak bilinen kişinin kesinlikle yaşamadığına dair ayet ise şudur:
    Diyanet Meali :
    21.34 - Biz, senden önce de hiçbir beşere ÖLÜMSÜZLÜK vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?

    Evet ayetten de anlaşıldığı gibi Muhammed (as) dan önce hiç kimseye ölümsüzlük verilmiş değil, hızır olarak bilinen kişi de zaten Musa (as) zamanında yaşamış kişi olduğuna göre o da ölmüş durumdadır.
    Umarım konuyla ilgili yeterli bir açıklama olmuştur.
    Er-Rezzak olan rabbimiz bize hayırlı rızıklar nasip etsin ve o rızkı da doğruluk, dürüstlük ve adalet yolunda harcama gayretini kalbimize inşa etsin inşallah
    Alemlerin Rabbi olan Rahman'a övgüler olsun..

    Saygılar, selamlar
     
    • Beğen Beğen x 2

Sayfayı Paylaş