Tabaka İçermeyen Yerleşme Yerlerinin Kazısı | Define Mekanı- Define işaretleri

Tabaka İçermeyen Yerleşme Yerlerinin Kazısı

BoZKurT

"R@m@z@n"
Forum Düzeni
Araştırmacı
Katılım
22 Mart 2012
Mesajlar
8,770
Beğeni
13,744
Konum
İstanbul
Tek bir dönemde yerleşilmemiş ve ıssızlıktan sonra üzerine bir daha bir başkası kurulmamış ören yerleri üst üste tabaklara içermezler. Anadolu da ki Ephesos, Priene, Perge, Aspendos vb. pek çok klasik kent buradadır. Burada toprakla örtülmüş bir kent dokusu söz konusudur. Ve arkeologun dikkati de tümüyle bu doku üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu türde yerleşme yerleri aşağıda göreceğimiz üst üste görebileceğimiz tabakalar içeren höyüklerden pek çok yönleri farklıdırlar. Ve bu yüzden de farklı kazı tekniklerine gereksinimi vardır.
Boyutlar birbirinden nedenli farklı olsa da tek döneme ilişkin köy, kasaba, kent gibi yerleşme birimlerinin kazılarında karşılaşan sorunlar ve amaçlar hemen hemen aynıdır. Burada amaç yalnızca bir yerleşme yerinin ne zaman kurulduğu ve ne zaman boşaltıldığını saptanmasından çok onun zamanı içindeki gelişmeleriyle birlikte tam bir plan elde etmek sosyal ve ekonomik yaşamıyla olabildiğince bilgi sağlamak olmalıdır.
Tabakalı olanlara kıyasla görece olarak daha kolay kazılabilecek bu gibi ören yerlerinde stratigrafiyle ilgili birimlere gerek yoktur. Burada kızıl yapay plan kare yöntemine göre değil. Kazı alanlarının keyfi seçimi ilkesine uygun olarak ta ve açık alanların sistemine göre gerçekleşir. Burada kent dokusunu oluşturan önemli bir caddenin ya da hamam veya tiyatro binasının açılması ön plana alınmalıdır. Böylelikle arkeologun esas ilgi alanı yapay stratigrafik birimlerinden çok bizzat yapılar üzerinde toplanmalıdır.
O halde bu tür yapıların nasıl kazılar yapılacağı konusunda durmak gerekir. En kolaylıkla kazılabilecek yapı türü düzgün dik planlı sağlam duvarlı ve uzun süre kullanılmamış alanlardır. Bu türdeki yapılara daha çok roma imp�luğu ve sonrası rastlanır. Böyle bir kazıda kolaylık yapılar dizisiniz karmaşık olmasından zaman zaman planın ucunda kestirebilir olmasında yapının sağlam bulunuşundan ve onu örten toprak tabakasının da fazla kalın olmayışından kaynaklanmaktadır. İlk kazı deneyiminin böyle bir yapının kazılışı sırasında gerçekleşmesi daha iyi olabilir. Çünkü böyle bir kazıda kolay bir biçimde öğrenilebilir.
Bir yapı kalıntısının da daha iyi olarak kazılabilmesi için öncelikle inşa evlerini bilmekte yara vardır. Bilindiği üzere hangi döneme ait olursa olsun bir yapının inşası ilk olarak toprağa temel çukurların açılmasıyla başlamıştır. Temel çukurları genellikle kullanılan zeminde daha derindedir. Ve duvarlar bu çukurla yontulmaktadır. Yüksekliğiyle orantılı olarak azalıp çoğalabilir. Ancak normal bir Anadolu evinde kullanılmamıştır. Kerpiç duvar kalınlığı ortalama olarak 0.60 m.yi aşamaz.
Farklı temel çukurları olmakla birlikte genel olarak ister taş isterse kerpiç olsun duvarın çukur içinde yani toprak altında kalan kısmının işçiliği daha özensizdir. Bu özellikten yola çıkılarak bir yapının kazısı sırasında tabanların bulunmasında güçlük çekiliyorsa sorun temellerdeki kaba duvar işçiliğine bakılarak ta çözümlenebilir. Temellerin üstüne yükselen duvarlarda çağlara ve bölgeler göre çeşitli inşa yöntemleri kullanılmış olabilir. En sık rastlanan duvar türleri tümüyle taştan, kerpiçten veya tuğladan yapılmış olanlardır. Taş ve kerpiç beraber kullanıldığında taş malzemeden yalnızca temel örgüsünden yararlanılmıştır. Kimi zaman taş, ağaç ya da kerpiç beraberce kullanıldığı gibi Anadolu�nun özellikle kuzey kesimlerinde tümüyle ahşaptan ya da sazdan yapılmış olanlarda bulunmuş olabilir. En güzel örneklerini samsun yakınlarındaki ikiz tepe höyüğünde görebildiğimiz bu sonucu türde çoğu kez inşaatlar arasında temel çukurların açılmasına bile gerek duyulmamış. Yapılar dikmeler üzerinde oturtturulmuştur. Bu gibi yapılarda duvarlar toprağa çakılan ahşap kazılar arasının ince dalarıyla kamışla örtülmesi ve bu kamış iskeletin içten ve dıştan çamur sularla kaplanmasıyla oluşmuştur. Arkeolojide bu duvar inşa tekniği pisé, wattle-and-daub ve çit-çamur gibi değişik şekillerde adlandırılır. Kısa ömürlü olan bu türde ağaç yapılarda ahşap genellikle çürüyüp yok olmakla birlikte, toprakta bıraktığı yuva izleri ve koyu rengiyle fark edilebilmektedir.
Duvarların gerek iç gerekse dış yüzleri çoğu kez sıvalı ve hatta badanalıdır. Kazılar sırasında sağlam kalmış duvarlar üzerinde sıvalar in situ durumunda ele geçirilebilmiş olabilir. Neolitik çağda orta çağlara değin karşılaşabilecek bu durumlarda duvar resimlerine fazla bir gerekli kurtarma ve konservasyon çalışmaları ve restoratörlere bırakılmalıdır. Çünkü bu türde öğelerin temizlik, konservasyon ve taşınması tümüyle ayrı bir uzmanlık konusudur.
Yapıların inşasında bir başka aşamayı tabanlar oluşturur. Bunlar ahşaptan, sıkıştırılmış çamur ya da kireç harca, taştan ya da tuğladan levhalara ve hatta mozaiğe değin farklı türlerde olabilirler. Bu sert ve düzgün taban kaplaması çoğu kez temel çukurlarının kazılması sırasında çıkan toprağın yayıldığı bir birikinti üzerine serilmiştir. Bir yapı kullanım dönemi süresince çeşitli onarım ve değişikliklere sahne olur. En sık yapılan onarımlarda biriyse taban yenileme işidir. Çünkü sıkıştırılmış çamurdan tabanlar, kullanım nedeniyle, belli sürelerde özelliğini yitirmekte ve kullanılma durma girmektedir. Normal bir konutta taban yenileme işi, ortalama olarak her 20-25 yılda bir yapılmaktadır. Kazı sırasında bu türde tabanlar üst üste bulunurlar ve gerek renkleri ve gerekse pürüzsüz sert yüzeyleriyle birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilirler. Yenilenen taban sayısı, doğal olarak yapının kullanım sürmesiyle ilgilidir. Bu yüzden de dikkatli bir biçimde saptanmaları gerekmektedir.
En kolaylıkla saptanabilecek ve fakat kazılması özel bir dikkat gerektiren taban türü mozaik tabanlardır. Daha çok geç Helenistik ve roma çağlarına ait olan bu türde tabanlar tessera denen çeşitli renklerde küçük taşların ahenkli bir biçimde yan yana yapıştırılması suretiyle oluşturulmuştur. Bu türde tabanın temizlenmesi ve korunması özel bir dikkat ve deneyim gerektirir. Mozaik tabanlar üzerinde yapılacak her hangi bir müdahalenin kesinlikle bu konunun uzmanı restoratörlerce gerçekleştirilmesi gerekir.
Yapıların en üst bölümünü çatı oluşturur. Duvarlar üzerinde oturan bu örtü saz ve ahşap gibi çürüyen maddelerden, toprak ve kiremitte değin değişen türlerde olabilir. Bunlardan ilk iki gruba girenlerin kazı sırasında belirlenebilmeleri oldukça güçtür. Çünkü günümüzde çoğu kez bu gibi çürüyen malzemelere ait hiçbir iz kalmamıştır. Ancak ender durumlarda bu izler karbonlaşmış durumdan saptanabilirler. Buna karşılık çatı örtüsü olarak kullanılan kiremitler, günümüze bozulmadan kalabilmeleri yönünden kolaylıkla tanınabilmektedir. Ancak Anadolu da bu türde çatı örtüsü ancak M.Ö. yüzyıllardan sonra yaygınlaşmıştır.
Yukarıda sıralanan inşaat düzeni ve evleri geneldir. Her dönem yapıları için geçerlidir. Kazı yöntemi ise kazılacak alandaki yapıların inşaat tarzlarına ve kullanılan malzemeye göre değiştirilebilir. Bir yapının kazısında en belli başlı amaçlar planın çıkarılması işlerin belirlenmesi ve son olarak ta kronolojisinin saptanmasıdır.
Tek evereli binaların kazısında, önceden de belirttiği üzere temizlenip incelenerek birimler daha çok mekânları bizzat kendilerinin olmalıdır. Üst üste tabakalar içeren yani verilerin karmaşık olduğu kazı alanlarında kullanılan yapay stratifikasyon birimlerine burada gereksim yoktur. Böyle yerlerde ilk iş mekânların sınırlarının belirlenmiştir. Ancak yinede kazı öncesi, özellikle geniş ören yerlerinde, topografik çalışmalarla birlikte tüm alanın karoj,grid yada plan kare gibi adlarla tanınan bir referans sistemi içine yapılması ve sondajların belirli bir düzen dahilinde uygulanmasında, büyük fayda görülecektir. Ören yerinin yayıldığı alanın genişliğine göre, bu referans plan karelerinin boyutları100 x 100 Metreden başlayıp 10x10 metreye kadar küçülebilir. Bu sistem üst üste tabakalar içeren kazı alanları üzerine döşenen daha küçük boyutlu karojdan farklıdır. Ve her ikisinin birlikte kullanıldığı durumlarda, karışıklık olmaması açısından, farkla isimler taşımalıdır.
Tarımsal etkinliklerle bozulmamış, düz ve üzerinde kalın bitki örtüsü yetişmeyen sahalardaki yapıla toprak üzerindeki izlerini asırlarca koruyabileler, ancak tepe eteklerinde ya da bitki örtüsünün yoğun olduğu yerlerde genelde yüzeyden gözükmeyebilir. Bu gibi yerlerde kazıya başlamadan önce havadan balon, helikopter yada uçakla çekilebilinecek fotoğraflar ile jeofizik çalışmaları toprak altındaki mimari konusunda yararlı bilgiler sağalabilmektedir. Bir hastanın röntgen çekilişini andıran bu tür ön çalışmalar yaklaşık bir plan verirler. Kesin sonuçlar ancak kazıyla elde edilebilir. Yapı yada yapılar dizisi hakkında bilgi toplanması kazının daha iyi programlanabilmesi açısından son derecede yararlı ve önemlidir. Son yıllarda bu konuda özellikle jeofizik özdirenç çalışmaları gayet başarılı sonuçlar vermektedir.
Kazı başlamadan önce çalışma programı ayrıntılı bir şekilde yapılmış ve amaçları belirlenmiş olmalıdır. Çünkü kazı arkeologun amacına göre geliştirilebilir. Örneğin bir yerleşme yeri içindeki tek bir yapının yalnızca planını saptamak ve kronolojisini öğrenmek isteyen birinin tutumu ile bunun tam aksine onun tümüyle temizlenmeyi ve hatta restore etmeyi düşünen bir başkasının kazı uygulaması farklı olacaktır. Örneğin bir yapıyı yalnızca palan açısından incelemek isteyen araştırmacı araştırmalardan çıkan toprakları u8ygun olmamakla birilikte kazı alanının kenarına yığarak zaman ve maddi yönde tasarruf edebilir. Ancak yapı bütünüyle açılacak yada restore edilecek ise kazıda çıkan toprak kazı alanının uzağına ve uygun bir alana taşınmalıdır. Bunun gibi, tek bir yapıyı kazmayı amaç edinmiş arkeologun tutumu tüm yerleşme yerini ele almayı planlayan kişiler oldukça farklı davranış içinde olacaklardır.
Kazılacak binanın duvarları ayakta ise çalışmalara, toprak üstü katmanlara ilişkin ön değerlendireler yapılıp, gerekli fotoğrafları da çekildikten sonra başlanmalıdır. Burada yapılacak ilk işlem, kazılmasına karar verilmiş alanın yüzeyini kaplayan bitki örtüsünün tümüyle kazınıp temizlenmezi olmalıdır. Böylece topraktaki özellikler konusunda daha iyi bir fikir edinme şansı ortaya çıkabilir. Bundan sonra mekân dört eşit parçaya bölünüp, kazıya bu parçalardan birbiriyle çapraz olarak ilişkili ikisinde ve aynı zamanda başlanmalıdır. Çapraz açma sistemi oluşturmalıdır. Bu iki açmada kazı odanın ilk tabanına ulaşılana kadar sürdürülmelidir. Tabana ulaşıldığında önce dolgunun karakterini gösteren kesitler incelenip çizimleri yapılmalıdır, Daha sonra taban temizlenmeden diğer iki çapraz açmanın kazılmasına başlanmalı ve kazı mekânın tüp tabanı ortaya çıkana kadar sürdürülmelidir. Yapıyı örten moloz tabakasının kalın olduğu, bu yüzden çapraz hücrelerden yapılacak çalışmaların güçleşeceği durumlarda kesit inceleme amacıyla bırakılan paylar uygun bir derinlikten sonra kaldırılabilinir ve derinleştikçe bırakılabilinir.
Bundan farklı olarak uygulanabilecek bir başka yöntemse kazı sırasında mekânın üzerini örten tabakanın karakterini incelemeye, enine ve boyuna kesitlere el veren kuşak Halide paylar bırakmaktır. Birazda molozunun yapısı ve kalınlığıyla ilgili olmakla birlikte, kalınlığı daha çok 0.30 m.yi aşmaması gereken bu kuşakların mekânı her iki yöne doğru kat etmesi oldukça yararlıdır. Pay bırakılarak yürütülen bu tür kazıda, ilkinden farklı olarak, mekânın tümü üzerinde çalışma yapılıp taban düzeyine tüm odada birden inilir. Tabana ulaşıldıktan sonra kesitler üzerinde gerekli belgeleme çalışmaları tamamlanarak bu kuşaklar hızla kaldırılabilir.
Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, kazı yapılan mekânın tabanı üzerine ulaşıldığında, ince temizlik ve kayıt işlerine girişilmeden önce, mekân içten 1 x 1 m.lik karoyaj içine alınmalıdır. Bu kare ağı ele geçirilen mimari özellikler, buluntuların kesin yerlerinin saptanması plana alınmasında büyük bir doğruluk ve kolaylık sağlayacaktır. Üzerinde çoğu in situ durumda eserlerin bulunabileceği orijinal taban, ancak bu ön işlemlerden sonra tümüyle ortaya çıkarılmalı karşılaşılan mimari özellikler ile küçük buluntular yerlerinden kaldırılmadan önce titizlikle kayda geçirilmelidir. Altta daha erken tabanlar olduğu anlaşıldığı taktirde üstteki kaldırılıp, aynı temizlik ve kayıt işlemleri bunlara da uygulanmalıdır.
Üst üste tabaka içermese bile, tek bir yapıyı kazarken amaç yalnızca onun planını ortaya çıkarmak ya da içindeki buluntuları ele geçirmek olmamalıdır. Yapılacak ilk ve en önemli iş onun tarihçesini yani kronolojisini öğrenmek olmalıdır. Daha öncede belirtildiği üzere bir yapının tarihi ve başından geçen olaylarla ilişkin izlerse en iyi şekilde üzerini örten toprak tabakalarının içinde örülebilir. Bu nedenle binaları örten monoloz toprağın kazılması son derece dikkat isteyen bir operasyonu gerektirir. Yalnızca temizleme ve buluntu ele geçirme amacıyla hızla yapılacak böyle bir kazıyı, ne denli zengin buluntular sağlarsa sağlasın tabakanın gereğince incelenmeden yok olmasına neden olduğu için arkeolojik açıdan bilimsel bir çalışma olarak nitelemek güçtür.
 
Üst