- Katılım
- 20 Ekim 2014
- Mesajlar
- 434
- Beğeni
- 1,815
- Puanları
- 93
DOĞRU SORU CEVABIN YARISIDIR (2)
(Madem Öyle. O Zaman Bizde Ezber Bozalım Biraz)
Toplumun her kesimine açık bir yerde yazı yazıyor isek, bazı şeylere dikkat etmemiz gerekir. Bunların başında, herkesin anlayabileceği bir seviyede olması en önemli kuraldır. Bu kurala istinaden bizlerde yazdığımız her yazıyı bazı kesimlere gönderip görüşlerini alırız. Aldığımız bu görüşlerin iki tanesini en kısa ve net şekilde yazalım;
(Madem Öyle. O Zaman Bizde Ezber Bozalım Biraz)
Toplumun her kesimine açık bir yerde yazı yazıyor isek, bazı şeylere dikkat etmemiz gerekir. Bunların başında, herkesin anlayabileceği bir seviyede olması en önemli kuraldır. Bu kurala istinaden bizlerde yazdığımız her yazıyı bazı kesimlere gönderip görüşlerini alırız. Aldığımız bu görüşlerin iki tanesini en kısa ve net şekilde yazalım;
Birinci görüş:
-Gördüğüm kadarıyla bir durum tespiti. Ancak bazı tespitler yapılmamış ya da üstünde durulmadığı için eksik. Tamamlanması gerekir. Mevcut durum ise; biraz ilmi, biraz cahili, gerisi fuzuli.
İkinci görüş ise;
-Hep incelenmesi gerekir, hep araştırılması gerekir diye belirtmişsin. Neden sen araştırmıyorsun? Neden sen incelemiyorsun? Neden net bir görüş belirtmiyor sun?
İkinci görüşten başlayalım. Her zaman yaptığımız gibi bir örnekleme yapalım;
Bir futbol müsabakası hayal edelim. Ev sahibi takım çok kolay yenerim dediği takımdan daha ilk dakikada gol yiyor. Bu golden sonra öz güveni yerine gelen rakip takım çok sıkı bir savunma yapıyor. Ev sahibi takım ne yapsa da bir türlü gol atmayı beceremiyor, ta ki son dakikaya kadar. Son dakika, bir orta, arkasında gelen kafa vuruşu ve gol. Orta hakem golü veriyor ve stat sevinçten adeta yıkılıyor. Ama o da ne! yan hakem bayrağı kaldırmış, ofsayt diyor. Eskiden olsa orta hakem, yan hakemin yanına gider bir iki fiskos eder, sonra ya golü verir ya da golü iptal ederdi. Ama şimdi artık VAR diye bir şey var. Orta hakem VAR odasında gelecek kararı beklemeye başlıyor.
Buraya kadar futbol ile alakadar olanların bildiği bir şey. Yani normal. Mi acaba? Şimdi şöyle bir düşünelim; eskiden sadece bir kişinin yani mutlak otorite olan bir orta hakemin doğru veya yanlış kararı ile bir takım küme de düşebiliyordu veya şampiyonda olabiliyordu. Fakat şimdi VAR denilen bir sistem var. Bunun doğru mu, yanlış mı ya da geç kalınmış bir uygulama olduğu tartışmasını uzmanlarına bırakalım. Maça dönelim;
Orta hakem bekliyor, bekliyor ve monitöre doğru yönelmeye başlayınca, maçı anlatan spiker;
-VAR odasından pozisyonun incelenmesi gerektiği tavsiyesi geldi diyor.
TAVSİYE! Evet. Sorun burada. Bu bir ifade hatası da olabilir veya öyle olması gerekiyordur. Bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki, emsaller birbirine tavsiye de bulunmazlar. Hele, hele bizim camia ’da kabul edilebilir bir şey değildir. Amiyane tabirle “adamı asmadan” kuruturlar. Çünkü Büyük-küçüğe, tecrübeli-tecrübesize, âlim-cahile tavsiye edebilir ama asla ve asla emsaller birbirine tavsiye edemez. En azından bizim camia da bu böyledir. Gördüğü bir hata, eksiklik veya yetersizlik durumunda; incelenmesi gerekir, araştırılması gerekir diye görüş bildirir.
Peki. Biz ne yapmışız? İncelenmesi gerekir, araştırılması gerekir diye görüş bildirmişiz. Yani okuyucumuzu da emsalimiz kabul etmişiz. Türkçesi herkesi emsalimiz gibi görmüşüz ama hata yapmışız sanki. Sizi ayrı tutmamız, sizin seviyenizde anlatmamız gerekiyormuş. Fakat biz bunu beceremeyiz. Çünkü öyle bir eğitim almadım. Sizin için özel eğitim veren devletin okullarından veya özel eğitim kurumlarından yardım alabilirsiniz.
Şunun da iyice bilmesi gerekir ki; İncelenmesi gerekir, araştırılması gerekir diye görüş bildiren kişi otoritesini ortaya koymuştur. Bu otoritenin sarsılmaması için kendisi de, konunun otoritesi kadar olmasa da konuyu araştırmıştır. Konunun otoritesi olmadığı için; direk “bu hatalıdır, eksiktir” diyemez. İncelenmesi, araştırılması diye görüş bildirir.
Birinci görüş ne diyordu?;
“biraz ilmi, biraz cahili, gerisi fuzuli”
Bizler konumumuz icabı, temel eğitimlerini almış, konusunda uzmanlaşmak isteyen kişilere hitap ediyoruz. Dolayısıyla kullandığımız ifadeler onların anlayacağı seviyede oluyor. Fakat burada işin rengi değişiyor. Sitemiz her kesime açık olduğu için kullandığımız ifadelere dikkat ediyoruz. Çok fazla teknik terim veya kafa karıştıracak ya da yanlış anlamlar yüklenebilecek ifadeler kullanmamaya özen gösteriyoruz. Dolayısıyla böyle bir eğitim de almadığımız için eksik ve hatalarımız oluyordur. Mazur görülmemizi rica ederiz.
“durum tespiti, ancak eksik”
Konunun uzmanları durum tespiti ve eksik diyorsa doğrudur. Bize düşen eksikleri tamamlamaktır. O zaman yine bildiğimiz usul de devam edelim;
Bir önceki yazımızda “toprağa gömülü olan cisim ile elektromanyetik dalga” bağlantısını bilgimiz dâhilinde inceledik. Bu yazımızda ise, “toprağın üstünde veya çok az altında bulunan cisimlerin tespiti ve “yeraltı su akaklarının tespiti” üzerinde duralım.
Bunca yıllık araştırmalarız, gözlemleriz, deneyimleriz göstermiştir ki;
Gömülü bir cismin çubuklarla tespitinde başarı oranı; çok, çok düşüktür. Sebep-sonuç ilişkisini bir önceki yazımızda değindik. Ancak çubuklara etki eden faktörler elimine edildiğinde, yer üstündeki veya yerin çok az altında olan cisimlerinin tespit oranı, incelenmeye değer gibi gözükmektedir. Bu faktörlerin en olabileceğini önceki yazılarımızda işlediğimiz için girmeyelim. Burada unutulmaması gereken şey, ne olduğu değil “bir şeyin” tespit edilmesidir.
Bunca yıllık araştırmalarız, gözlemleriz, deneyimleriz göstermiştir ki;
Bu meziyeti sergileyenlerin en başarıları: su akaklarını tespit edenlerdir. Sebep-sonuç ilişkisini bir kenara bırakırsak, başarı oranları yaklaşık %80 dir. Geri kalan %20 lik meziyet sahibi kesim, tecrübesizliğin kurbanıdır. Bu başarı oranını avam; doğaüstü güce bağlar, kullandığı çubuklara bağlar, kullandığı yönteme vb.” bağlar. Olaya ilmi açıdan bakanlar veya bakmaya çalışanlar ise “elektromanyetik dalga veya frekans” gibi faktörlerle bağlantı kurmaya çalışır. Olaya ister avam gözüyle, ister ilim gözüyle bakılsın, ortada tek bir gerçek vardır. O da; BÖYLE BİR MEZİYETİN VAR OLDUĞU GERÇEĞİDİR.
Haydi! Gelin şimdi ezber bozalım.
Biz hep neyi tartışıyoruz? Çubuk ve çubukçular!
İllaki çubuk olması mı gerekiyor? Çubuk olmadan da biz bir şeyleri tespit edemez miyiz?
Bir dakika! Hemen itiraz etmeyelim. Hiçbir cisim kullanmadan su akaklarını tespit eden kişilerinde var olduğu gerçeğini göz ardı etmeyelim. Geçenlerde bir TV kanalında ve sosyal medya da hiçbir cisim kullanmadan su akaklarını tespit eden bir kişinin görüntülerini inceledim. Şahıs normal yürürken su akağına denk geldiğinde sanki elektrik çarpmış gibi titremeye başlıyor. Üstüne üstlük bir de eline kurumuş kocaman bir kütük alıyor ve yürüyor. Suya denk geldiğinde eğer su durgun ise kütük aşağıya doğru hareket ediyor. Eğer akan bir su ise o kocaman kütük ellerinden fırlayıp gidiyor.(önemli not: bu şahıs gibi daha birçok kişi hiç çubuk ve benzeri şeyleri kullanmadan, farklı şekillerde tespit de bulunabiliyor. Bu şahıs da bunlardan sadece birisi)
Hadi diyelim kütüğü anladık. Bir cisim kullanıyor. Ya elektrik çapması gibi titremesine ne demeli? Bu işin sahtekarlık olduğunu düşünürsek eğer o zaman hepimiz sahtekarız. Çünkü biz de çubuk ve benzeri şeyleri kullanarak bazı şeyleri tespit edebiliyoruz. Hepimiz sahtekar olamayacağımıza göre bu gerçeği kabul etmek zorundayız.
Şimdi soru şu? İllaki çubuk olması mı gerekiyor? Görünüşe göre hayır. Birileri ortaya çıkıp hemen “istisnalar, kaideyi bozmaz” demesin. Eğer derse, biz de o zaman şunu sorarız?;
-İstisna ne? Kaide ne? Burada istisna; senin-benim gibi bir insan. O zaman kaide ne? Bu kaideleri kim koyuyor?
Fikir cim lastiği yapalım, olaya genel bakalım;
Biz insanlar çevremizde görüp algıladığımız, anlam verdiğimiz şeyleri belli bir düzene koymaya çalışıyoruz. Bu düzen içinde bazı kurallar koyuyoruz ve bu kurallar içerisinde yaşamın devamını sağlamaya çalışıyoruz. Bu düzenin ve kuralların dışında kalanlara ise kolayına kaçıp; ”istisnalar kaideyi bozmaz” diyoruz. Gerçekleri görmemezlikten geliyoruz. Tıpkı burada olduğu gibi.
Biraz da düz mantıkla bakalım;
Gümüş çubuk- kurdele takılmış çubuk- okunmuş çubuk, tekil-çiftli çubuk v.b. Bu çubukları kullanma şekilleri; sadece sağ elde, diz boyu veya omuz hizası yükseklikte tutma, çubuğa bir şeyler ilave etme gibi akla gelen her şey boşmuş. Sakın itiraz etme. Çünkü birisi "ben gördüğüme inanırım derse” söyleyecek bir şeyimiz olur mu? Bence hayır. Çünkü ortada bir gerçek var. Lami cimi yok. Adam buluyor kardeşim. Haa. Bir de şu elektro manyetik dalga-frekans ve buna bağlı yorumların hepsi boşa düşer mi? -Düşer kardeşim düşer! Diyebilir düz mantıkçı arkadaşlar.
Peki! Bu durumu ne veya kim çözer? Türkçesi bu durumu nasıl çözeriz?
Basit bir mantıkla bakalım;
Elimizde istisna diye tabir edilen kişi var. Ona soralım?
- Özel bir durumun mu var? Ne yiyorsun, ne içiyorsun? Özel bir ayin falan mı yapıyorsun? Gibi akla gelebilecek her soruyu sorabiliriz. Sormuşlar;
- Yok be kardeşim. Ben de sizin gibi sıradan bir insanım. Özel bir şeyim yok. Bu ALLAH(c.c) dan. Ya da bu ALLAH (c.c) vergisi.
Şimdi burada şöyle bir yorum yapılsa nasıl olur?
Bu istisna insan; cahil mi? okumuş cahillerden mi? yoksa âlim mi? Hiç bilmem. Ama bildiğim bir şey var ise AHMAK değil. Aksine herkesin olması gereken insan.
Ahmaklığı; hakaret, aşağılama gibi düşünmeyelim. Gerçekte ahmak veya ahmaklık; “Aklımız sınırlıdır. Aklın eremediği şeyleri akıl ile anlamaya kalkışmak ahmaklık olur.”(alıntıdır) Bu istisna diye kabul eden kişi, kendi aklına göre yorum yapmamış. Aksine aklı ermediği için söylenebilecek en doğru sözü söylemiş.
Gel gelelim bizim bazı okumuş cahiller, hemen tavır alırlar. Kendi kıt akıllarıyla çözüm bulmaya kalkarlar. Birçok doğru öne sürerler. Gerçeği görmemezlikten gelirler. Türkçesi “herkesi kendileri gibi ahmak” zannederler. –(Hiç zıplama arkadaşım. Biz doğrulardan bahsetmiyoruz. Bize gerçekler lazım. Sen git kendi akranlarınla ötede oyna.)
Şimdi mantık ile bakalım;
Ortada birçok doğru var. Bir de gerçek. Biz bunları araştırmayacak mıyız? Öyle kendi haline bırakacak mıyız? Yoksa kendi aklınla göre hareket eden ahmakların oyuncağı mı olacağız?
Yok öyle bir şey. Tabi ki araştıracağız. Doğrulardan yola çıkıp gerçeğe ulaşmaya çalışacağız. Yapmamamız gereken bir şey var ise, bu da; kendi aklımıza göre düzen kurup, kaideler koymayacağız. Her işi erbabından öğrenmeye çalışacağız. En kolay yolu ise erbabını harekete geçirip önce doğrulara sonra ise gerçeğe ulaşmaya çalışacağız.
Peki. Bu konuda önerin var mı? diye sorulursa eğer; “derenin kuşunu, derenin taşı ile vurmak” yöntemini kullansak nasıl olur acaba? O nasıl bir şey? Dersek;
Bırak nasıl tespit edebildiğimizi ilim sahipleri çözsün. Sen meziyetini en iyi şekilde sergile. Bu meziyetin nereden kaynaklandığını ilim sahiplerine sor. Hık, mık derlerse; “Sen nasıl ilim adamı oldun”? de. “Bir de ilim adamıyım diye ortalıkta geziniyorsun!” de. Kısaca onun ilmini sorgula. Bak bakalım o zaman cahil-cühela diyebiliyorlar mı? Dalga geçebiliyorlar mı? Bu söylem onları susturur. En azından şerlerinden korur.(kendi camia’ dan biliyorum) Ama yarım aklınla şöyle, böyle deyip, akıl vermeye kalkma. Öneri olarak sun. Olabilir mi? diye sor. Onlar şurası yanlış, burası yanlış derler. Ama farkında olsa da, olmasa da bu tartışmalara girerek, bir şekilde bu meziyetin var olduğunu kabullenmiş olurlar. Umduğumuz faydayı göremesek de en azından şerlerinden korunmuş oluruz.
Bir de öz eleştiri yapalım; İşimiz gereği bizim önümüze her hangi bir fikir, proje, çalışma geldiğinde, öncelikle biz şuna dikkat ederiz; bu projede, çalışmada, kamu yararı var mı? Daha sonra ise; insanlığa faydası dokunacak mı? Diye inceleriz. Eğer bizim önümüze konu bu şekilde gelirse; götürüsü, getirisinden fazla, ayrıca toplumun bir zümresini öne çıkaracağından ve bunun sonuçları ön görülemediği gerekçesi ile onay vermeyiz. Ancak insanlığa faydası olabilir gerekçesi ile tartışılması, araştırılması gerektiğini savunuruz.
Hem onay vermiyorsun, hem savunuyorsun! Bu ne çelişki! Gibi düşünmeyelim. Çünkü bizde: elli bin sene önce yaşamış, günümüzde nesli devam etmeyen bir hayvanın diş yapısının araştırılmasının; kamuya veya insanlığa ne gibi bir faydası olduğunu sorgularız. Bu meziyetin ise; gün gelir insanlığa faydası olabilir diye savunuruz. Başarılı olduk mu?..... ……. .
Konumumuz gereği sadece şunu söyleyebilirim; bu tutumumuz Bazılarının rahatı kaçırdı. “Sadece bir dalda ilim sahibi olmakla âlim olunmuyor, kendinizi geliştirin”. Dediğimiz zaman; Tekerlerine çomak sokulduğu hissine kapılanlar, bize cephe aldı. ….. ……
“İğneyi önce kendine, çuvaldızı sonra başkasına batır” derler ya, biz de öyle yapalım. Biz de ahmak mıyız? Diye kendimizi sorgulayalım. Öyle ya, gerek bu site de gerekse başka platformlarda konu hakkında birçok şey yazdık, savunduk. Acaba kendi kıt aklımızla mı yorum yaptık? Kendi düzenimizi kurup, kendi kurallarımızı mı dayatmaya çalıştık?
Bunca yıllık araştırmalarımızın sonucunda yazdığımız ilk yazının başlığında belirttiğimiz, söylediğimiz şeyi, o istisna denilen kişi hiçbir ilmi araştırma yapmadan da söylüyor. O daha baştan teslim olmuş, biz ise araştırıp, inceledikten sonra teslim olmuşuz. (anlayan anlamıştır) Haa. Şu yönden gönlümüz rahat. Kamu olanaklarını fiziki olarak kullanmadık. Sadece devletin bize sağladığı teknik erişim ve konusunda otorite olmuş kişilerin görüşlerinden istifade ettik. (buradan da size ekmek çıkmaz)
ALLAH (c.c) daha iyi bilir ama belki bir daha yazarız, yazamayız bilemem. O yüzden eksik gibi gözüken durum tespitine devam edelim.
cahil, okumuş cahil, alim diyoruz da bunları nasıl ayırt edebiliriz acaba? Kısaca değinelim;
Cahil: daha ağzını ilk açtığında, söylemlerinden, okuma-yazması olan herkes onun cahil olduğunu anlar. -Çubuklara kırmızı kurdele bağla. Kulaklarına küpe, kafaya da bir huni taktın mı aradığını şıp diye bulursun. Derler. Bunlar için fazla söze gerek yok.
Okumuş cahil: bu insanlar mesleğinde, edindiği ilim dalında mutlak otoritedir. Konusu hakkında sözünün üzerine söz söylemek haddimize değildir. Ama gel gör ki, sadece mesleğindeki doğruları kabul ederler. Farklı ilim dallarının doğruları ile ilgilenmezler. Gerçeklerle hiç ama hiç muhatap olmazlar. Onların dünyası bu kadardır. Eğer bu dünyasının dışına çıkar da bir hata yaparsa tüm otoritesi sarsılacağından, gerçeği bizden çok daha iyi görmesine rağmen susarlar. Kısaca kibirlerine yenik düşenlerdir.
Alim: kısaca; Doğruları kabul eder. Ancak ilmin her iki dalını kullanarak gerçeği araştırır.
Kalbi mühürlenmişler: bunlar için başkalarının doğrusu, yanlışı veya gerçekler hiç ama hiçbir anlam hitap etmez. Sadece kendi doğruları, kendini inandırdıkları şeyler doğrudur, gerçektir. Bunlara bir şeyler anlatmak, izah etmek zaman kaybıdır. Önlerine biraz saman koyun ve geçin, gidin.
Asıl tehlikeli olanlar ise;
Okuduğu doğruları anlamayıp, farklı anlamlar verip, bazı insanları kandırarak kendi düzenini, kendi kurallarını koyma çabasında olanlardır. Bunlar her şeyi çok bilirler, her soruya bir cevapları vardır. -Nasıl böyle olabiliyorsun? Diye sorulduğun da ”çok okuduklarını” söylerler. Bunlara halk arasında “her b.ka maydanoz olanlar” denir diye biliyorum. Bunların cahil-cühela kesimine ve sıradan insanlara etkisi büyüktür. Ardında binlerce takipçisi olur. Bunlar ahmaktan biraz daha farklıdır. Çünkü her hangi bir ilim dalının doğrularını kullanırlar. Bunlara kendi aklınca farklı anlamlar yükleyerek kendisini âlim gibi lanse etmeye çalışırlar. İlmi sorgulanmasın diye de “kendi tecrübelerimi aktırıyorum” derler. Misal:
-önce çubukları kuruyoruz.
-neyi kuruyormuş, neyi kuruyormuş?
-Çadırı kurmuş, sabun çevirmeye hazırlanıyormuş.(anlayan anladı)
-sonra etrafımızda dönüp sinyali yakaladığımız yöne doğru yürüyoruz.
Başlamış yürümeye. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere, tepe düz gitmiş. Sonunda bulmuş.
-neyi bulmuş?
-babayı bulmuş.
-hangi babayı bulmuş?
-Zank Zunk Cank babayı bulmuş.
-ne işi varmış oralarda?
-yakaladığı sinyal onu taaa Çine kadar götürmüş.
-nasıl yani?
-sen bilmiyor musun? Elektromanyetik dalga sinyalleri dünya üzerinde saniyede 7 kez döner. Bunun yakaladığı sinyalde onu taa Zank Zunk Cank baba nın mabedine götürmüş.
Yakaladığı sinyal onu mabedin altına kadar sürüklemiş. Girmiş yerin altına ama aradığı şey tünelin altında mı, üst duvarında mı yoksa yan duvarında mı saklı? işte onu da bulmak için kendi formülünü geliştirmiş. (X ile Y yi çarpıp L ye bölüp Gamayı ilave ederek) aradığını şıp diye bulmuş.( formülümü benden izinsiz kullandın diye telif hakkı istenmemesi için formül afaki olarak belirtilmiştir)
Bunlara cahil cühelanın inanması belki normal kabul edilebilir ama ya kalbi saf ve temiz olanların inanmasına ya da her duyduğu şeyin doğruluğunu hiç araştırmadan nakledenlere ne demeli? Bunlar ne kadar büyük bir vebalin altına girdiklerinin farkında değiller mi? örnek mi istediniz?;” illaki kan grubu (O) sıfır RH olacak, illaki bakır çubuk olacak, çift çubuk yalan kardeşim. Tekli çubuk bu işin erbabı vb” gibi daha birçok şehir efsanesi sayılabilir.
Bu insanlar kasıtlı olarak mı böyle yapıyorlar yoksa uydurduklarına kendileri de inanıyorlar mı bilemem. Ama bu uydurduklarına kendileri de inanıyorlarsa yani kendilerini âlim gibi görüyorlarsa durum daha da vahim. Bunların gördüğüm kadarıyla gerek akli ilimleri gerekse nakli ilimleri içeren tedaviye ihtiyaçları olduğudur. Bunları ve bu tür şeylere eğimli olanları, biz elimizden geldiğince gayet yumuşak bir şekilde ikaz ederiz. Lakin bizim bu tavrımızı gerçeğimiz gibi görürler. Biz de “Fazla Tevazu Gösterme Gerçek Sanırlar.” Sözüne istinaden gerçek yüzümüzü gösteririz ki, hadlerini bilsinler!
Lafı fazla uzattık. Lakin bunların dile gelmesi gerekiyordu. Biz bilgimiz dâhilinde bildiklerimizi karaladık. Bizden sonra gelecek olanlara temeli hazırladık. İlmin zekâtı “öğretmektir” derler. Bu meziyetin bir düzeni, yazılı kuralları yok. Olmadığı için sözüne güvenilecek bir otoritesi de yok. Bizim bu konu da otorite olmak gibi bir derdimiz de hiç yok. Bizim derdimiz, bu meziyete sahip kişilerin, “daha k.çını yıkamasını bile bilmeyenler tarafından” taka-tuka edilmesine engel olmak, bu meziyetin gerçekliğini ispat etmektir. Fakat bu meziyete sahip kişilerin; şahsa münhasır özelliklerini diğer meziyet sahibi kişilere dayatması, kendi akıllarınca düzen kurması, kurallar koymasıyla, art niyetli insanların ekmeğine bal sürdüklerinin bilinmesi gerekliliğidir. Yukarı da belirtildiği gibi en doğrusu işi erbabından öğrenmektir. Eğer bir fizik hocası sana mesleğinin doğrularından bahsediyor gerisine karışmam diyorsa mesele yok. Fakat başka bir fizik hocası sana mesleğinin doğrularından ziyade ekonomiden bahsediyor ise orada bir sorun vardır. Bunlardan sadece işimize yarayacakları öğrenip hemen uzaklaşmak gerekir. Sadece fizikten bahsedenlere bütçemiz neyi elveriyorsa baklava-çikolata, şeker gibi ne olduğunu bilmem ama küçük de olsa bir ikramla teşekkürü ihmal etmeyelim. Çünkü bizim, günler- haftalar belki aylar sürecek araştırmamızı 5-10 dk. da anlayacağımız bir şekilde anlatmışlardır.
Fizikten ziyade ekonomiden bahsedene de sizler sadece insanlık namına kuru bir teşekkür edebilirsiniz. Fakat bizler, onların en sevdiği şeylerden yani iyi kalite otlardan yapılmış saman ile üzüm suyunu muhakkak ikram ederiz.(hopla-zıpla.Yediklerinizi anca hazmedersiniz) Şu da aklınızda bulunsun. Bizler “Nalına da Mıhına” vurmayı da iyi biliriz.
Son söz.
Bizler kim miyiz? Bizler bir aynayız. Aynaya baktığında neyi görüyorsan, Biz O’yuz.
Sağlıcakla kalın
ALLAHA emanet olun
BORNOVALI
Önemli Not: Bu yazıda hiçbir şahsa ve kuruma itham da bulunulmamıştır. Dile getirilen fikirler “izahı olmayanın, mizahı olur” çerçevesinde işlenmiştir. Bu yazı sadece “durum tespiti” içerdiğinden başka amaçlar için kaynak gösterilmesi uygun değildir.