TÜRK KÜRT KÜLTÜRÜNDE, KAPLUMBAĞALARLA. | Define işaretleri ve anlamları

TÜRK KÜRT KÜLTÜRÜNDE, KAPLUMBAĞALARLA.

Nik

USTA
Admin
Katılım
16 Şubat 2016
Mesajlar
1,904
Beğeni
5,667
Puanları
113
Yaş
51
TÜRK KÜRT KÜLTÜRÜNDE, KAPLUMBAĞALARLA
İLGİLİ EFSANELER ÜZERİNE BİR
DEĞERLENDİRME.
DETAYLI OLARAK.

Evrendeki en eski canlılardan biri olan kaplumbağa, özellikle evini
sırtında taşıması ve çok uzun ömürlü bir hayvan olması sebebiyle Türk ve kürt inancında
uğurlu ve kutsal sayılmış, devletin gücünü, koruyuculuğu, ölümsüzlüğü, bilgeliği, mutluluğu, sabrı, azmi, istikrarı, sonsuzluğu vs. gibi birçok konuyu simgelemiştir. Kaplumbağalar, Türk ve kürt halk kültüründe de çeşitli özellikleriyle yer almaktadır. Bunlar arasında; yağmur yağdırma, nazardan korunma, çeşitli hastalıkların
tedavisi, halı ve kilim motifleri, takılar vs. sayılabilir. Ayrıca halk edebiyatı türleri içerisinde de kaplumbağalara geniş yer verilmiştir.
Bu çalışmada; Türk ve kürt dünyasında anlatılan efsaneler içerisinde; “insanın
kaplumbağaya dönüşmesi” motifinin yer aldığı metinler değerlendirilmiştir. Tespit edilen efsanelerin büyük bir kısmında, kaplumbağanın önceleri insan olduğu,
ama daha sonra ya Allah'ın bir cezası olarak ya kendi duasıyla ya da Hz. Hızır.As.
veya başka bir insanın bedduasıyla kaplumbağaya dönüştüğü anlatılmaktadır.
Kaplumbağaya dönüşme sebebi ise; hileli ticaret, hak yeme, cimrilik, nimete say-
gısızlık, ataya saygısızlık, tembellik, beceriksizlik ve utanma olarak tespit
edil-miştir.



Anahtar Kelimeler: Kaplumbağa, kaplumbağaya dönüşme, efsane, ceza, hile, hak yeme

Çeşitli Türk boylarında; tısbağa (Azerbaycan), göbargayil (Başkur-
distan), tasbaka (Kazakistan), taş baka (Kırgızistan), taşbaka (Özbekisten, Tataristan, Doğu Türkistan), pışbağa, pışdıl (Türkmenistan) adlarla bilinen kaplumbağaya Anadolu sahasında da
tusbağa, tusbaa, tosbağa, tosbaa, toskaba, tostos vs. denilmektedir.
Evrende ilk yaratılan canlılardan olan1 ve yaklaşık 250 çeşidi bulunan kaplumbağaların koruyucu kemiksi kabukları, uzun süre açlığa ve
susuzluğa dayanabilme özellikleri, her türlü iklim şartlarında yaşama ye-
tenekleri, uzun ömürlü olmalarının sebebidir. 250 yıla kadar yaşadıkları
tespit edilmiştir. Keskin gözlere, güçlü bacak yapısına, gelişmiş bir hafızaya ve mükemmel koku alma özelliğine sahip olan kaplumbağaların yer
ve yön bulmada da usta oldukları bilinmektedir. Kaplumbağaların bir
başka özelliği de tehlike anında pis kokulu bir idrar çıkararak kendilerini
korumaya almalarıdır Kaplumbağalara, bu tür
fizyolojik özelliklerinden dolayı zamanla birçok sembolik anlamlar yüklenmiştir. Özellikle evini sırtında taşıması ve çok uzun ömürlü bir hayvan
olması sebebiyle Türk inancında uğurlu ve kutsal sayılmış, devletin gücünü, koruyuculuğu, ölümsüzlüğü ve sonsuzluğu simgelemiştir. Bunların dışında; bilgelik, mutluluk, başarı, uzun ömür, ebediyet, yeniden doğuş ve
diriliş, sabır, azim, umursamazlık, sakinlik, uysallık, asalet, adalet, ululuk, hak yememe, koruma, iyileştirme, annelik, doğurganlık, dayanıklılık, güç,
kararlılık ve istikrar gibi daha birçok özelliği sembolize ettiğini görmekteyiz. Ayrıca onun yavaş ama sürekli yürüyen bir hayvan olması,
(1. Afrika yerlilerinin inanışlarına göre ilk yaratılan canlı olarak kabul edilir. Allah)
önce kaplumbağayı yaratmış, ardından diğer canlıları ve insanı yaratmıştır.
bilgece ilerleyişi sembolize eder. Kızılderililerde, Hindu ve Çin kültürün-
de dünyayı dengede tutan hayvan olduğuna inanılır. Barış yolunu göste-
ren de kaplumbağadır. Bu yönüyle barışı ve refahı sembolize eder. Dört ayağının dört mevsimi, kabuğunun şeklinin bir yıldız gurubu-
nu, sol gözünün güneşi, sağ gözünün ayı sembolize ettiğini söyler Ayrıca kaplumbağanın kubbe şeklini andıran sırtı gök-
yüzünü (yang), alt kısmı ise yeryüzünü (yin) simgelemektedir.


Hint ve Çin mitolojisinde, dünya yaratıldığında bir kaplumbağanın
sırtına yerleştirildiğinden söz edilir
2 Bu inanış Bu-dizm yoluyla Orta Asya’ya da girmiştir Kitabelerinde, Kültigin Anıtı’nın da dev bir kaplumbağayı hatırlatan kaide
üzerine oturtturulması ve yazıtın tepesinde ejder başlarının oluşturduğu bir
kemerin bulunması evreni simgeler ve hanedanlığın sembolüdür. Ancak,
kaplumbağanın yer unsuruyla da ilişkili olmasından dolayı, yerine göre
şansızlık, sıkıntı ve zorluğu da temsil ettiğine de inanılmıştır.
3 Çin mitolojisinde, ilk insanın dört yardımcısının en mükemmeli olan kaplumbağanın, hayatın ve ölümün sırrını bildiğine ve toprağı
temsil ettiğine inanılır.
Başkurt ve Kırgızlarda bazı
toplulukların geçmişte kaplumbağalara taptığı söylenirken Kars’ın Söğütlü köyünde 12 hayvanlı Türk takviminde, hayvanlar-
dan onuncusu kaplumbağadır.
Çin mitolojisinde, kaplumbağa kozmolojik olarak kuzey yönü gösterir ve göçebe Türkler, kap-
lumbağa ile sembolize edilir.
Kaplumbağa Türk halk kültüründe de çeşitli özellikleriyle yer almaktadır. Halk hekimliğinde, özellikle çocuk sahibi olmada, kanser ve
verem hastalıklarının tedavisinde kaplumbağadan yararlanılır. Nazara iyi
gelmesi ve uğurlu sayılması; evlere ve bahçelere kabuğunun asılmasına
vesile olurken takı, halı ve kilim motiflerinde de kullanılmıştır. Ayrıca
yağmur yağdırmak için yapılan pratikler arasında kaplumbağanın yüksek
bir yere/ağaca asılması da oldukça yaygındır (Anadolu-Azarbaycan).



Türkistan Türklerine ait bir efsaneye göre, Dünyanın başlangıcında her taraf
suyla kaplıydı ve suda sadece kaplumbağa yaşardı. Gök Allah, bu kaplumbağayı sırt üstü
çevirdi ve dünyayı onun karnının üzerine koydu, her bir ayağının üzerine bir kıta yerleştirdi. Afganistan-Türkmen ve Özbekistan Türklerinin arasında kaplumbağa ve kabuğu ile
ilgili efsaneler vardır. sonrasi-halk inanclari.Kal-
mukların inancına göre ise, güneş her şeyi kurutup yaktığında, dünyayı taşıyan kaplumba-
ğa da sıcak yüzünden endişeyle ters dönecek ve böylece dünyanın sonunu gelecektir.

Kaplumbağa, halk edebiyatı alanında da gerçek ve sembolik anlamlarıyla kullanılmıştır.
Ben burada, halk edebiyatının anlatı türlerinden efsaneler içerisinde
kaplumbağalarla ilgili olanlarını değerlendirmeye çalışacağız. Bu konuda
anlatılan efsanelerin hemen hepsinde kaplumbağanın geçmişte insan olduğu tasavvur edilir. Efsanenin konusuna göre bazen bir tüccar, değirmenci, çiftçi, ihtiyar, güzel bir kız veya gelin olan kaplumbağa işlediği bir
suç ya da yaptığı bir yanlıştan dolayı bazen Allah’nın bir cezası olarak,
bazen herhangi bir kimsenin bedduası ile bazen de kendi duası ile kaplumbağaya dönüşür. Üzerinde durduğumuz efsaneleri, konunun işlenişi ve
kahramanın kaplumbağaya dönüşme sebebine göre şu başlıklar altında
değerlendirdik:
1. Hileli Ticaret ve Hak Yeme
Bu tür efsanelerde kaplumbağanın geçmişte cimri bir satıcı olduğu anlatılır. Bu satıcı, bazen tartıda hile yaparak bazen de karşıdan büyük ölçekle aldığı mala karşılık, kendisi küçük ölçekle vererek insanların hakkını yemiştir. Bu durum Allah tarafından hoş karşılanmamış ve; ya Alah’ın
bir cezası olarak ya Hz. Hızır as'ın ya da mal sattığı alıcıların bedduası sonucu kaplumbağaya dönüşerek yaptığı kötü işin cezasını ömür boyu sürünerek ödemiştir.
Bu tür efsanelerin sayısı oldukça fazladır. Karakalpak Türkleri ara-
sında anlatılan bir efsanede; tartıda hile yapan tüccara, Hıdır İlyas Baba;
“Ömür boyu ayaklarınla ve kollarınla tırmalaya tırmalaya yerde sürün,
senin yürümen böyle olsun.” diyerek, tüccarı terazinin iki kefesi arasına
koyup fırlatır. Tüccar bu hâliyle kaplumbağaya dönüşür.



Aynı efsane, Karaçay Türkleri arasında, “Taşmaka” adıyla anlatılırken Anadolu sahasında, Tunceli’nin Mazgirt
ilçesinde; “Tosbağa” adıyla bilinmektedir. Efsanede Hızır Aleyhisselam,
varlıklı bir ağadan belirli miktarda arpa ve darı alır. Ancak eve gelip tekrar ölçtüğünde aldıklarının eksik tartıldığını fark edince; “… Allah’tan öyle
bir dileğim var ki, o ölçek (çap), senin üzerine kapana, içinde kalasın!”
diye beddua eder. Bunun üzerine cimri ağa, ölçeğe (çapa) girip kaplumbağaya dönüşür.
Aynı konu Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan efsanelerinde de
işlenmektedir. Özbekistan’da anlatılan efsanede, Allah, sürekli insanların
hakkını yiyen bakkalı, önce bağışlar, fakat hak yemeye devam edince terazinin bir kefesini adamın altına, diğerini de üstüne koyarak; “Ölüp yitmeden cezanı bu şekilde çek!” der Kırgızistan’da ise,
insanlar teraziyi satıcının üzerine koyup; “İlahım, üstünden terazin düş.mesin!” derler. Bu söz üzerine satıcı kaplumbağaya dönüşür.
Kazakistan’da anlatılan efsanede de, malları ederinden daha
pahalıya satan bir adama, alıcısı; “Teraziden yadin, kaplumbağa ol!” diye
beddua edince, satıcı, o anda kaplumbağaya dönüşür.
Efsane, İran Türkleri arasında da benzer şekilde anlatılmaktadır.
KÜRT KÜLTÜRÜN'DE
Kiso,kosü=kara kaplumbağa.
Reķ=tosbağa,su kaplumbağa.
Mardin’de anlatılan “kaplumbağa” efsanesinde de konu yukarıda-
kilerden farklı değildir. Tüccar, buğdayı büyük ölçekle alır, küçük ölçekle
satarmış. Bu durum Allah tarafından hoş karşılanmaz ve büyük ölçeği sırtına, küçük ölçeği ise karnına geçirerek, onu bu günkü kaplumbağa şekline dönüştürür ve kıyamete kadar sürünmesine vesile olur
Gaziantep’te anlatılan efsaneye göre; kaplumbağa eskiden
“Arasa Uşağı” imiş. Tahıl ölçerken hile yaptığından dolayı yarımlağası
başına geçer ve “tusbağa” olur. Efsanenin benzeri



Muğla ve Yozgat’ta da anlatılmaktadır. Sivas’ta ise
hile yapan değirmenci, fakir bir adamın; “…İnşallah yarımlağan başına
geçer.” şeklinde beddua etmesi sonucu kaplumbağaya dönüşür. Bugün
hâlâ, Sivas ve çevresinde çocukların, bir kaplumbağa gördüklerinde, tek
ayaklarıyla kaplumbağanın üzerine basarak; “Değirmenin yolu nere /
Götür beni değirmene” demelerinin sebebinin bu efsaneyle ilgili olduğu söylenebilir.
Kazan’da anlatılan, “Taşbaka Niden Bulgan” adlı efsanede ise hile-
li satışın yanı sıra yalan yere yemin etme de vardır: Bir kadın, kıtlığın
olduğu bir yıl, elinde bulunan unu hem değerinden daha pahalıya satmaya
hem de eksik tartmaya başlar. Bir ihtiyar, sihirli asasının yardımıyla, unun
eksik olduğunu fark edip ikaz edince kadın, yemin ederek; “Güneştir,
aydır, ekmek vursun, yer yutsun. Eğer tartım doğru çıkmazsa şu terazinin
iki kefesi iki yakamdan düşmesin!” der. Ama ihtiyar dinlemez ve tekrar
tartarlar. Un eksik çıkınca, kadın utanır ve yüzünü terazinin altına
saklamaya çalışır. İhtiyar; “Madem öyle, o zaman şu terazinin iki kefesi de
iki yakandan düşmesin!” diyerek sihirli asasıyla kefeleri kadının üzerine iteler. Tabaklar fırlayıp, biri kadının sırtına, diğeri de göğsüne yapışır ve
bir kaplumbağaya.
Dikkat edilirse efsanelerin hepsinde satıcının malı eksik tartması,
ölçüde/tartıda hile yapması dile getirilmektedir. Kul hakkı yeme hem ahlâken hoş bir davranış değildir hem de dinimizde kesinlikle yasaklanmış tır.


Yarımlağa, yaklaşık 7/8/10 kg’lık tahıl alan, tahtada lelik tahıl ölçü birimi.


lirtilir. Bu durumla ilgili; “Ölçtüğünüz zaman da tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem hayırlıdır, hem de netice itibarıyla daha güzeldir.”
(İsrâ Suresi 35. ayet, 277) şeklindeki ayet, konunun hassasiyetini
göstermesi bakımından önemlidir. Hatta ticaretle uğraşan bazı insanlar,
hacca gidip geldikten sonra, tartıda hile yaparım korkusuyla işlerini bıra-
kırlar. Nitekim hak yemenin veya tartıda hile yapmanın cezasının bu şekilde verilmesi bu davranışın yanlışlığını açık bir şekilde göstermektedir.
Hak yiyen satıcının başka bir hayvana değil de kaplumbağaya dönüşmesinin sebebi şekil yapısı ile ilgilidir. Kaplumbağanın sırtında ve
karnında bulunan sert kabuk, şekil itibariyle terazinin kefelerine veya
satışta kullanılan ölçeklere çok benzemektedir. Terazinin kefelerinin ya da
büyük ve küçük ölçeklerin birinin karnına diğerinin de sırtına geçmesi,
yaptığı hatanın cezasını bir ömür çekmesi ile ilgilidir. Kaplumbağa, bu suç
aletleriyle birlikte bir ömür sürünecektir.
2. Cimrilik


“Kaplumbağaya dönüşme” konusunun anlatıldığı efsanelerin bir
kısmında “cimrilik” konusu işlenmiş ve cimrilik yapan kişi kaplumbağa-
ya dönüşerek cezalandırılmıştır. Darda kalan veya ihtiyaç sahibi insanlara
yardım etme sosyal hayatın bir gereğidir. Özellikle; “Her geceyi kadir, her
geleni Hızır bil.”sözü, inancımız gereği ihtiyaç sahiplerini eli boş göndermemeyi vurgular. Ama aç gözlü ve tamahkâr bazı insanlar sadece kendilerini düşünerek yardım konusunda biraz duyarsız kalırlar. İşte, aşağıdaki
efsanelerde ihtiyaç sahibi kişilerin isteklerini geri çeviren bazı bencil insanların beddua ile veya Allah’ın bir cezası olarak nasıl bir kaplumbağa-
ya dönüştükleri anlatılır.
Isparta’da anlatılan bir efsaneye göre kaplumbağa eskiden çok güzel bir kızmış. Bir gün ekmek yaparken bir dilenci kadın gelip bir parça
ekmek ister. Kız, buna ekmek vermeyince, kadın; “Senidini, oklavanı altına al, tekneni üstüne al, takırda yürü.” diye beddua eder. Kız, o anda
kaplumbağaya dönüşür. Kaplumbağanın üst kabuğu, kızın teknesi, altın-
daki kabuk ise senididir. Yürürken çıkardığı ses ise, oklavanın senit (tahta) üzerinde çıkardığı sestir.


Aynı efsane Adana
ve Mersin’de de anlatılmaktadır Elazığ’ da anlatılan efsanede ise kaplumbağaya dönüşmenin sebebi hamile kadının kendisine ekmek vermeyen diğer kadına beddua etmesi sebebiyledir.



Rivayete göre, bir kadın sacda ekmek pişirirken oradan geçen hamile bir kadın
pişen ekmeğin kokusunu alınca canı çeker ve bir parça ister. Ancak cimri kadın hiç oralı olmaz.

Türk ve kürt kültüründe hamile kadına büyük bir saygı vardır. Gördüğü her yiyecekten, “canı çekmiştir” veya “kokmuştur” düşüncesiyle ikram edilir.
Hatta aşerme döneminde canının istediği her türlü yiyecek temin edilmeye çalışılı.
Hâl böyle iken hamile kadının istemesine rağmen, ona ekmek
vermeyen kadın, onun bedduası ile sac ile ocaklık arasında sıkışıp kaplumbağaya dönüşür.
Türkmenistan’da, kaplumbağa üzerine anlatılan efsanelerin birinde kışın yiyeceği biten bir adam komşusundan aldığı bir tabak ödünç
buğdayı uzun bir aradan sonra küçük bir tabakla verir. Bu durum, komşusunun hoşuna gitmez ve kaplumbağaya dönüşmesi için beddua eder. Bunun üzerine büyük tabak cimri adamın üstüne, küçük tabak da altına yapışır, dört ayağı çıkar ve sürünerek gitmeye başlar.
Aynı efsane, cimri bir kadına bağlı olarak da anlatılır. Burada hile
yapan bir kadındır ve o da kaplumbağaya dönüşür.



Efsanenin bir başka varyantında ise komşusundan buğdayı büyük ölçekle alıp küçük ölçekle veren yaşlı bir adam, Allah tarafından kaplumbağaya dönüştürülür. Kaplumbağalar bundan dolayı kapı kapı dolaşıp dilenirlermiş.
Dikkat edilirse, yukarıdaki efsanelerin hemen hepsinde cimrilik yapan kişi, mağdur durumda olan adamın bedduası sonucu kullandığı ölçeklerden küçüğü karnına, büyüğü de sırtına geçerek kaplumbağaya dönüşür.
Sadece son örnekte, cimri, Allah tarafından cezalandırılır.
Sacların arasında “Taşmaka” adıyla anlatılan efsanede ise kefenin, sacın veya ekmek tahtasının insanın sırtına geçmesi yoktur. Doğrudan ekmek, kaplumbağaya dönüşür.
İnsan yerine ekmeğin kaplumbağaya dönüştüğü bu efsanede, cimrilik yapan kadının yerine, yaptığı ekmekler, Allah’ın bir cezası olarak kaplumbağaya dönüşmüş ve o da
ekmeksiz kalmıştır.
Kürt ve Türk kültüründe, komşuluk ilişkileri üzerine çok güzel gelenekler
vardır. Bunlardan biri; evde pişirilen yemekten yakın komşulara verilmesidir. İkincisi ise; komşuların, kendilerine getirilen yemeğin tabağını kesinlikle boş vermemeleridir. İşte, Türkmenistan’da anlatılan bir efsane buolmaz. Bunun üzerine hamile kadın; “Altın sac, üstün taş olsun!” diyerek beddua eder.
Hamile kadının bedduası kabul olur ve ekmek pişiren kadın bir anda sac ile ocaklık taşının arasına sıkışarak kaplumbağa şekline dönüşür.



Rivayete göre, bir kadın fırında ekmek yapar. Mis gibi kokan ekmekleri evine
götüren kadından bir koca karı ekmek ister, ama cimri kadın vermez. Eve gelen kadın, ek konuyla ilgilidir. Anlatıldığına göre, eskiden insan olan Eve gelen kadın, ek
mek teknesini açtığında, bütün ekmeklerin kaplumbağaya dönüştüğünü görür.
konuyla ilgilidir. Anlatıldığına göre, eskiden insan olan kaplumbağa, birilerinden iki tabak yemek alır. Ancak aradan birkaç yıl geçmesine rağmen tabakları boş olarak geri verir. Bu duruma tabakların sahibi çok kızar ve;
“Aldığın tabaklar, üstünde ve altında döşek olup kalsın!” diye beddua eder. Bunun üzerine, tabaklardan biri kaplumbağanın altına, diğeri deüstüne yapışıp kalır.
Bir başka efsanede ise kaplumbağa eskiden fırıncıdır. Bir gün, Hz. Hızır As bundan ekmek ister, ama fırıncı vermez. Hz. Hızır As buna beddua eder, un çuvalları sırtına geçerek fırıncı kaplumbağaya dönüşür. Bu efsanede, insanları değişik konum ve şartlarda sınayan Hz.



Hızır As’ın bedduası ile kaplumbağaya dönüşme vardır. Diğer bir farklılık ise,
kaplumbağanın sırtına un çuvalının geçmesidir.
Örnek verilen efsanelerin hepsinde, düşkünlere, ihtiyaç sahiplerine
yardım etme konusunda ortak bir mesaj vardır. Bir çeşit kazanılan malın
sadakası olarak değerlendirebileceğimiz belli bir miktarının ihtiyaç sahiplerine verilmesi aynı zamanda bir sosyal dayanışmadır. Dikkat edilirse
istenen şey ekmek veya buğdaydır. Bu, isteyen insanların açlık sıkıntısı
içinde olduğunu gösterir. Sonuçta, bir insanının hayatını devam ettirebilmesi için yiyeceği yemeğin ana maddesi olan ekmeğin veya buğdayın
bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermekten kaçınan kişiler, kaplumbağaya
dönüşerek cezalandırılmıştır.
Nimete saygısızlık, genellikle taşa dönüşmeyle sonuçlanırken bazı
efsanelerimizde, suçlunun kaplumbağaya dönüşerek cezayı bir ömür boyu süreceği mesajı verilir. Muğla’da anlatılan bir efsanede, kuraklık zamanı bir kadın ekmek pişirirken altını kirleten çocuğunun temizliğini ekmekle yapar. Ancak bu olayın ardından kadınla çocuğun üzerine ekmek
sacı düşerek ikisi de kaplumbağaya dönüşür.



Burada, suçu işleyenin anne olmasına rağmen çocuğun da kaplumbağaya dönüşmesinin sebebi, annesiz bir çocuğun tek başına kendisini koruyamayacağındandır. Efsane, Mardin ve Elazığ’da da benzer şekilde anlatılmaktadır.
Sadece Elazığ örneğinde, çocuğun temizliğini ekmekle değil de eli hamurlu iken, yıkamadan yapar. Kutsal olan ekmeğin ham
maddesi olan hamur da aynı kudsiyete sahip olduğu için aynı özenin
hamura da gösterilmesi gereklidir. Beklenen saygı gösterilmediği için
anne, çocuğu ile birlikte kaplumbağaya dönüşür.
Yine ekmeğin kutsallığının vurgulandığı bir efsanede (Balıkesir/
Balya), işlenen suç diğerlerinden biraz farklıdır. Bir kadın, yufka açarken,
uygun olmayan bir davranışta bulunarak gaz çıkarır. Halkın inancına göre
ekmek yaparken ya da eli hamurluyken su içmek veya gaz çıkarmak günah sayılmaktadır. Kadın, bu şekilde günah işlediği için, o anda yufka açtığı sac altına, içine hamur koyduğu tekne de üstüne gelir. Arada kalan kadın, kaplumbağaya dönüşür. Dikkat edilirse, bu tür efsanelerde nimetlerin en kutsalı sayılan ekmek veya hamura herhangi
bir saygısızlığın yapılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Bugün, yerde
görülen bir ekmek parçasının alınıp öpüldükten sonra ayak değmeyecek
bir yer konması da aynı sebeptendir.


Ataya (Anneye- Babaya) Saygısızlık / Vefasızlık
Kürt ve Türk-İslam kültüründe büyüklere, anne ve babaya sadakat, “atalar kültü” inancını da beraberinde getirmiştir. Atalarla ilgili aktiviteler sadece
yaşarken değil onların ölümünden sonra da devam eder. Bu durum, efsanelere de aksetmiştir ve bazen bir insanın kaplumbağaya dönüşmesinin
sebebi, anneye-babaya yapılan saygısızlığa bağlanmıştır.
Anlatılan bir efsane, hasta olan anne ile ilgilenmeyen üç kız kardeşten ikisinin
kaplumbağa ve örümceğe, annesiyle ilgilenen küçük kızın da arıya dönüşmesini konu almaktadır. Birçok anlatıda olduğu gibi burada da olumlu davranışlar sergileyen, ailenin en küçük çocuğudur. Büyükler, işlerini annelerinden daha önemli gördükleri için biri kaplumbağaya, diğeri de örümceğe dönüşür. Küçük de arıya dönüşür ama o, ömrünü güzel bir şekilde tamamladıktan sonra dönüşür. Üstelik “altın kanatlı” ibaresi, kızın ceza olarak değil mükâfat olarak şekil değiştirdiğini anlatmak içindir.
Burdur’da anlatılan bir efsanede ise, gelin giderken sözleriyle babasını üzen bir kız vardır. Baba, evlenme çağına gelen kızının çeyizini
eksiksiz bir şekilde hazırlar. Kızına bir eksiğin var mı diye sorunca kız nankörlük yaparak; “Evimin makasına bir kılıf almadın.” der. Babası.
Yastaç: Yaslaç, üstünde hamur açılan, yemek yenen tahta.
Efsaneye göre üç kızı olan bir kadın, üçünü de evlendirip uzaklara gönderir.
Yalnız kalan kadın hastalanıp yataklara düşünce, sığırcık kuşuyla kızlarına haber gönderir.


Sığırcık, önce büyük kıza haber verir. Ama iki leğeni acilen temizlemesi gerektiğini
söyleyen kız, hemen gidemeyeceğini söyler. Bunun sözlerine kızan sığırcık; “Senin için iki
leğen daha mı önemli? Var öyleyse ömür boyu bu iki leğenden ayrılma.” der. Bu sözler üzerine, leğenlerden biri kızın önüne, diğeri de sırtına yapışır ve bir kaplumbağaya dönüşür. Sığırcık, daha sonra ortanca kıza gider. O da tezgâhta kendir dokuduğunu, bitirmeden gidemeyeceğini söyleyince, ona da; “… Ömür boyu başını kaldırmadan ip uzatıp kendir doku, tezgâhın arkandan düşmesin.” der. Ortanca kız da oracıkta bir örümceğe dönüşür. Sığırcık, daha sonra küçük kıza gidip durumu anlatır. O sırada hamur yoğuran kız, elini
dahi yıkamadan annesine koşar. Başı üzerinde uçan sığırcık ise yol boyu ona dua eder ve
küçük kız da öldüğünde altın kanatlı bir arıya dönüşür
kızının bu lafına çok kızıp; “Al evini sırtına ömrünce sürün.” diye beddua eder.
Bu efsane, Malatya’daki “Gelincik Kayaları” efsanesi ile benzeşmektedir. Ancak o efsanede gelin giden kız, çeyizleri içerisinde oklavasının eksik olduğunu görünce adam gönderip annesinden istetir. Kızın bu tamahkârlığı annenin çok zoruna gider ve beddua ederek kızının gelin alayı ile birlikte taşa dönüşmesini ister. Yukarıdaki efsanede
ise kız, babasına makasın kılıfının çeyizi içerisinde olmadığını söyleyince
babasının; “Al evini sırtına ömrünce sürün.” demesi üzerine, görüntü
itibariyle evini sırtında taşıyan kaplumbağaya dönüşür. Her iki efsanede
de dikkatler evlenen kızın cimriliği ve basit bir nesne için büyüklerini
üzmesi üzerine çekilmiştir. Unutulan eşya, elzem bir ihtiyaç değildir. Buna
rağmen kızın şükretmeyip tamahkârlık göstererek o nesneyi de istemesi
babayı/anneyi üzer ve gelinin kaplumbağaya / gelin alayının taşa dönüşmesine sebep olur.
İnsanlar, başkalarının görmesini istemediği bir pozisyonda yakalanınca utanırlar. Efsanelerimiz içerisinde de bazen banyo yaparken çıplak görülen bazen hırsızlık yaparken suçüstü yakalanan bazen de beceriksizce davranışlar sergileyen insanlar, maruz kaldıkları durumdan hicap
duyarak kurtuluş yolunu Allah’tan isterler.



Azerbaycan’da anlatılan bir
efsanede, tembellik yapan bir gelin, beddua sonucu değil, utancından dolayı kendi duası ile kaplumbağaya dönüşmüştür. Anlatıldığına göre, eskiden insanlar çay kenarında banyolarını yaparlarmış. Bir gün, çay kenarına
banyo yapmaya gelen güzel bir gelin, tembelliğinden kuytu bir yer aramayıp rastgele bir yerde banyosunu yapar. Ama tam çıkarken bir adamın
kendisini gözetlediğini fark eder! Namusunun kirlendiğini düşünen gelin
bu duruma çok üzülür ve yıkandığı leğeni başına geçirip kendisini kurtarması için Allah’a yalvarır. Dileği kabul olan gelin bir kaplumbağaya dönüşür. Bugün, kaplumbağaların bir insan görünce başlarını kabuklarının
içine çekişi, gelinin bu utancından dolayıdır.
Etiyolojik efsane özelliği gösteren ve kaplumbağaların bir insan
gördüğünde başlarını niçin kabuklarının içine çekişini açıklayan bu metinde dikkatler namusun önemine çekilmiştir. Bir hanımın, yabancı erkekler tarafından uygun olmayacak şekilde görülmesi doğru değildir. Gelin bu
durumdan o kadar rahatsız olur ki, namusunun kirlendiğini düşünerek
Allah’a yalvarır ve kendi duası sonucu kaplumbağaya dönüşür. Ölümle eş
değer olan bu dönüşüm, gelinin dünyevi her şeyden vazgeçişini anlatır.
Ömrünün kalan kısmını bir kaplumbağa olarak devam ettirmek ona en büyük cezadır.



Azerbaycan’da anlatılan bir başka efsanede yine güzel bir gelinin
kaplumbağaya dönüşmesi anlatılır. Ancak bu sefer güzel gelin tembel
değildir ve banyo yaparken çırılçıplak gören kaynatasıdır. Ne yapacağını bilmeyen gelin, yüzünü göğe tutup; “Bir şeyler olsun da bedenim örtülsün!” diye dua eder. O anda, içinde yıkandığı tekne sırtına geçer ve bir kaplumbağaya dönüşür. Halkın inancına göre güzel gelin, çıplak vücudunu örtmek için tasını sırtında taşımaktadır.
Yine “etiyolojik efsane” özelliği gösteren bu metinde de kaplumbağanın karnında banyo yaptığı leğen dururken sırtında, çıplak vücudunu örtmek için
taşıdığı tası bulunmaktadır. Bu efsanede “utanma” duygusu öne çıkmıştır.
Gelin, her zaman yüz yüze geleceği kayınpederine uygun olmayan bir vaziyette görününce, Allah’a yalvarır ve yine kendi isteği ile kaplumbağaya
dönüşür. Dikkat edilirse, her iki örnekte de namusun önemi vurgulanmış, bir kadının vücudunu yabancıların veya büyüklerin görmesinin, kaza ile de
olsa affedilir bir yanının olmadığı ima edilmiştir.
Kahramanmaraş’ta anlatılan başka bir efsanede yine kayınpederinden utanan bir gelin vardır.



Ama bu sefer, utanmasının sebebi hırsızlık
yaparken suçüstü yakalanmasıdır. Efsaneye göre kaplumbağa, vaktiyle
genç bir gelinmiş. Ancak gelinin “hırsızlık” gibi kötü bir huyu varmış. Bir gün, gizlice evden çaldığı buğdayı çelik bir kapla ölçerken kayınpederi
içeriye girer. Suçüstü yakalanan gelin çok utanır. Elindeki çeliği başına
geçirerek saklanmak ister ve o anda başındaki kapla kaplumbağaya dönüşür Efsanede, kendi ailesi içerisinde dahi hırsızlık
yapan bir gelin söz konusudur. Hırsızlığın hiçbir şekli hoş karşılanmazken, bir insanın gelin gittiği ailesi içerisinde bu işi gerçekleştirmesi çok
daha kötü bir davranıştır. Üstelik gelin, ailenin “aksakalı” sayılan kayınpeder tarafından suçüstü yakalanmıştır. Bu affedilir bir davranış değildir.
Bu sebeple gelin çok utanır ve çareyi, kayınpederinden af dilemekte değil
saklanmakta bulur. Ama bu durum Allah tarafından da hoş karşılanmadığı
için altına gizlendiği çelik ölçekle birlikte kaplumbağaya dönüşerek
cezalandırılır.


Gagauzlar arasında anlatılan bir efsaneye göre, kaplumbağanın
şimdikini hâlini almasının sebebi beceriksizliğidir. Bu efsanenin yukarıda
verilen örneklerden bir farkı burada, “insanın kaplumbağaya dönüşmesi”
motifinin yer almamasıdır. Kaplumbağa eskiden de bir hayvandır, ama
sırtında ve karnında kabuk yoktur. Bir gün, hastalanan Panaya bir tas çorba
yapıp sırtında getirirken çorba dökülür. Panaya, bu duruma gülerek; “Hadi
yaptıın çorbanın teknesi sırtında olsun, yastaacı da göğsünde olsun!” der.
O günden sonra, kaplumbağanın sırtında ve karnında kalın ve sert bir
kabuk oluşur.
Buradaki ifadenin dua mı yoksa beddua mı olduğu belli değil. Ama kaplumbağanın beceriksizliği karşısında Panaya’nın gülerek böyle bir istekte bulunmasında biraz istihza hissedilmektedir. Sonuçta bu istek kabul olmuş ve çorba tası kaplumbağanın sırtına, “yastaac” da karnına geçerek bugünkü şeklini almıştır.



SONUÇ
Hiç şüphesiz kaplumbağa ile ilgili efsaneler sadece bunlarla sınırlı değildir. Detaylı bir araştırmada daha birçok örneğin bulunacağı muhakkaktır. Ama bilinmelidir ki, örneklerin çoğaltılması sonucu değiştirmeyecektir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla, efsanelerde dikkat çeken noktalardan biri; hile ile başkalarının hakkını yemenin doğru bir davranış olmadığı, bu hataları yapan kişilerin, cezasını bir ömür çekecekleri mesajının verilmesidir. Efsanelerin büyük bir kısmında hak yiyen, tartıda hile yapan, borcunu tam ödemeyen insanlar, yaptıkları hataya bağlı olarak cezalandırılmışlardır. Çünkü bu tür örneklerde suçlu, ya iki kefenin arasına sıkıştırılmış ya da büyük ölçek sırtına, küçük ölçek de karnına geçerek
kaplumbağa şekline dönüşmüştür. Cimrilik ve nimete saygısızlıkla ilgili
efsanelerde ise buğdayın yanında yine hammaddesi buğday olan un, ekmek, hamur ve yemek söz konusudur. İhtiyacı olana ekmek vermeyen, ölçüde hata yapan veya eli hamurlu iken uygun olmayan davranışta bulunan kişiler yine ölçeklerin veya sac ile tahtanın karnına ve sırtına geçmesi
ile kaplumbağaya dönüşürler. Utanma ve ataya saygısızlıkla ilgili örneklerde kişinin kaplumbağa şeklini alması, leğenin veya tasın sırtına geçmesi ile ilgilidir.


Efsane örneklerinin çoğunda, birbiriyle bağlantılı olan; buğday, un, hamur ve ekmeğin yer alması, bütün nimetlerin ekmek ile ifade edilişindendir. Anlatılarda, nimet konusunda yapılan her türlü yanlışın bir şekilde cezalandırılacağı mesajı vardır. Aynı durum ataya saygısızlık ve namus konusu için de geçerlidir. Çünkü bunların hepsi kürt ve Türk insanının
kutsalları arasında yer almaktadır.
NOT:
Kitaplardan ve internet ortamında
Araştırdım ve sizler için yazdım.
 
Son düzenleme:

Reedmann

Super Moderatör
Katılım
19 Kasım 2022
Mesajlar
1,036
Beğeni
1,603
Puanları
113
Ustam maşallah uzun bir konu olmuş Elinize emeğinize sağlık 👍
 
  • Beğen
Tepkiler: Nik

Nik

USTA
Admin
Katılım
16 Şubat 2016
Mesajlar
1,904
Beğeni
5,667
Puanları
113
Yaş
51
Ustam maşallah uzun bir konu olmuş Elinize emeğinize sağlık 👍
Eyvallah ustam Allah razı olsun Her şey sizler için.
Detaylı ama kısaca anlattım.
Burası DefineMekanı Akademisi Her Şeyi Bilecağız ve öğreneceğiz.
 
Üst Alt