Roma Bizans Kaya Mezarları

BoZKurT

"R@m@z@n"
Yönetici
Forum Düzeni
Katılım
22 Mart 2012
Mesajlar
8,339
Beğeni
11,916
Konum
İstanbul
Roma ve Bizans dönemlerinde kent kalenin doğu bölümünde olduğu için mezarlıklar batı bölümünde bulunmaktaydı. Kayalıklara oyularak oda şeklinde yapılan mezarların günümüze kadar ulaşan kısımları sadece bu kaya odalarıdır.
Günümüzde bu mezarlardan bazılarına Rocks Otelin otopark çevresindeki kayalıklarda, İkon Müzesinin karşısındaki kayalarda rastlanmaktadır. Khyrsopolitissa Kilisenden İkon Müzesine çıkan sokakta bulunan kaya mezarının tamamen yer altında olmasından dolayı mezara iniş merdivenleri görülmekte ve özel izinle giriş yapılmaktadır.

Hadrianoupolis



Yeryüzüyle yeniden buluşan bir şehir: Paphlagonia Hadrianoupolis’i



Karabük’ün Eskipazar ilçesi’nde bulunan Hadrianapolis antik kenti, binlerce yıl sonra yaşama döndürülüyor. Geçtiğimiz yıl 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edilen kentin kazı çalışmaları sırasında çok sayıda mermer sütun ve başlıkları, kliseler, surlar, su sarnıçları, kaya mezarları, Roma hamamı, gözyaşı şişeleri, tüneller, erzak ve şarap mahzenlerine ulaşılmıştır. Yapıların zeminlerinde bulunan mozaik işlemelerden kentin oldukça görkemli bir dönem geçirdiği gözler önüne seriliyor. Bölge halkı tarafından zaman içerisinde çok sayıda sikke bulunduğu belirtilen şehirde bir de darphane olduğu düşünülüyor.


Karabük İli, Eskipazar İlçesi’nin yaklaşık 3 km doğusunda bulunan Hadrianoupolis Antik Öreninde 2005 yılında başladığımız arazi çalışmaları bize Hadrianoupolis’in Güney Paphlagonia Bölgesindeki (Paphlagonia veya Paflagonya, Anadolu'nun, Karadeniz'in kıyısında, Pontus ve Bitinya arasında kalan eski bir bölgedir. Sınırları doğuda Kızılırmak, batıda Sakarya Nehri, güneyde Frigya ve Galatya ile çevrilidir. Kuzeyde ise Karadeniz yer alır. Günümüzde Kastamonu, Sinop, Çankırı ve Karabük bu bölgede yer alırken, Çorum, Bolu, Zonguldak ve Samsun illerinin bir bölümü bölgenin içinde kalmaktadır) bu kentte Geç Hellenistik, Roma ve Erken Bizans devirlerinde (en azından İ.Ö. 1. yy.’dan İ.S. 8.yy.’a değin) yerleşilmiş olduğunu ve kentin diğer Paphlagonia yerleşimlerinde olduğu gibi bir “çekirdek” bölgeye ve bu bölge çevresinde yoğunlaşan bir “yayılma alanına” (antik çağda “chora“) sahip olduğunu göstermiştir.
Hadrianoupolis öreninin “çekirdek bölgesi“nin (kent merkezinin) yayılım alanı, Eskipazar İlçe merkezinin 3 km batısındaki Budaklar Köyü ve bu köye bağlı Hacı Ahmetler, Çaylı ve Eleler Mahalleleri sınırları içerisindeki 8 km’lik doğu-batı doğrultusunda ve 4 km’lik kuzey-güney hattında, bugünkü Eskipazar-Mengen Karayolu’na paralel olarak uzanan mevkidir.

Bu alanda 2005 yılında yaptığımız arkeolojik yüzey araştırmalarında 14 adet dağınık kamu ve diğer tür yapılar tespit edilmişdir. Bu kamu yapıları arasında “Hamam A” yapısı, ikinci bir hamam yapısı, “A” ve “B” olarak adlandırdığımız iki kilise yapısı, bir savunma yapısı, tiyatro olduğunu düşündüğümüz bir yapı, bir kemerli yapı ve kubbeli bir yapı gibi anıtsal binalar bulunmaktadır. 2006 yılında bu binalardan ikisinde, 2007 yılında ise beşinde arkeolojik kazı çalışmaları yapılmıştır. Eylül 2007’de Karabük Bölge Koruma Kurulu tarafından Hadrianoupolis kentinin yayılmış olduğu alan 1. Dereceli Arkeolojik Sit alanı olarak tescillenmiş ve koruma altına alınmıştır.
Erken Bizans A Kilisesi

2003 yılında Karadeniz Ereğlisi Müzesi Müdürlüğü tarafından yapılan kurtarma kazılarında ortaya çıkarılan ve tarafımızdan “Erken Bizans B Kilisesi” olarak adlandırılan kent merkezindeki kilise dışında, Hadrianoupolis’de ikinci bir kilise kalıntısı 2005 yılı yüzey araştırmalarımız sırasında kent surlarının dışında tespit edilen ve tarafımızdan “Erken Bizans A Kilisesi” olarak adlandırılan yapıdır. Burası Hadrianoupolis’in Bizans devri surlarının yaklaşık 2.5 km doğusunda, Göksu Deresi Vadisinin hemen 500 m kuzeyinde bulunan ve “Yerebatan” ismi verilen bir tepe yükseltisinin zirvesinde bulunur. Bina plansal ve boyutsal olarak (20.28 x 15.84 m) “Erken Bizans B” kilisesine olağanüstü benzemekte, yine onun gibi üç nefli bir basilikal plan içermektedir. Bu kilisenin tabanı eşsiz mozaiklerle süslenmiştir. Bu mozaik zemin büyük olasılıkla Paphlagonia’ya dışarıdan gelen ustalar tarafından yapılmıştır. Bu ustaların geldikleri yeri kestirmek zor olsa da (Kuzey Afrika olabilir), “Erken Bizans B Kilisesi”nin tabanında 2003 yılında keşfedilen mozaikler Edessalı ustalar tarafından yapılmış olmalıdır.


Erken Bizans B Kilisesi

Hadrianoupolis yerleşiminin “merkezi” olarak tariflediğimiz Erken Bizans A Kilisesi’nin 4 km batısında, topografik olarak Göksu Çayı’nın 500 m kuzeyindeki bir etekte bulunmaktadır. 2006 yılındaki incelemelerimiz bu bölgede başka dinsel yapıların da var olduğunu göstermektedir.
Bu kilisenin de tabanında eşsiz mozaikler bulunmakta olup, kilisenin naosunda bemanın hemen önündeki ana sahnede İncil nehirleri Geon, Phison, Tigris ve Euphrates belgelenmiştir.
Her iki kilisede ve hamamda keşfedilen Geç Roma-Erken Bizans mozaikleri Hadrianoupolis’in bu konuda bir hayli zengin bir kent olduğunu ve gelecekte bu dönem mozaik corpus’unu daha yakından anlamak için bize yeni veriler sağlayacağı izlenimini verir.

Hamam A

2005 yılındaki yüzey araştırmaları sırasında keşfedilen “Hamam A” adını verdiğimiz kent merkezindeki anıtsal yapıda 1 Eylül 2006 tarihine kadar devam eden kazılarda 13 ana mekan ortaya çıkarılmıştır. Binaya ait kalıntılar, Bizans devri dini yapıların yoğunlaştığı ve “Erken Bizans B Kilisesi”nin de bulunduğu mevkinin yaklaşık 350 m güneybatısında olup, güneyindeki Göksu Deresi’ne bir set oluşturacak şekilde oldukça dik doğal bir teras üzerinde inşa edilmiştir. Hamamın inşası büyük olasılıkla İ.S. 5. yy.’da gerçekleşmiş olmalıdır. Elimizde bu konuya ilişkin veriler az olsa da, hamamın Hypocaust sistemi bize Geç Roma hamamlarını hatırlatmaktadır. Hamam İ.S. 7. yy. sonuna değin kullanımda olmalıdır; kazılar sırasında ele geçirdiğimiz 7 adet sikkeden bir kısmı bize hamamın İ.S. 8. yy.’ın başlarında terk edildiğini düşündürmektedir. Binanın içinde gün ışığına çıkardığımız en çarpıcı arkeolojik öğe ise 10 no’lu mekanda bulunan geometrik bezemeli mozaikli bir zemindir. Bu mozaik, binanın İ.S. 5. yy.’da inşa edilmiş olduğuna tanıklık eder. 2007 yılındaki kazılarımızda bu mekanın “b” kısmında zemin mozaiğinin devamı bulunmuştur.

Hamam B

Hacıahmetler Mahallesi’nin doğu girişinin yaklaşık 50 m doğusunda, Eskipazar-Hacıahmetler yolunun hemen güneyindeki bu yapı oldukça büyük bir yapıdır. 2007 yılında başlayan kazılarda yapının henüz 9 mekanı ortaya çıkarılabilmiştir. Bu mekanlar en az iki ana kanada oturtulmuş olup, “Hamam A” gibi yine doğal bir teras üzerine yerleştirilmişlerdir. Yapının 10 m kuzeybatısında modern asfaltın hemen kuzeyinde sekizgen planlı, mozaik zeminli, apsidal bir yapı ortaya çıkarılmıştır. “Hamam B” ile bu yapının arasındaki ilişki henüz aydınlatılmamıştır. Her iki komplexin de tabanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Bu bölgedeki kazılarımız 2008 yılında da deva edecektir.

Geç Roma Villası

İ.S. 5. yy.’ın sonunda inşa edildiği düşünülen Geç Roma villası, “Erken Bizans B Kilisesi”nin yaklaşık 150 m doğusunda bir düzlük üzerinde yerleştirilmiştir. 2007 yılında kazısına başlanan bu alanda geniş avlu içine yerleştirilmiş olan en az 10 mekandan oluşan bir villa keşfedilmiştir. Villanın 2 no’lu mekanının tabanında evin sahibinin ve karısının portreleri resmedilmiştir. Mekanlardan ikisinin duvarlarında ise freskolar mevcuttur. Bu alanın kazısına 2008 yılında da devam edilecektir.

Theatron

2007 yılında kazısına başladığımız theatron, tiyatro olarak düşündüğümüz, Hacıahmetler Mahallesi’nin doğu girişinin yaklaşık 50 m kuzeydoğusunda, doğal bir kaya yüzeyine konuşlandırılmıştır. Oturma sıralarından ibaret bu yapının kazısı 2008 yılında sürecektir.

Roma Anıtsal Kaya Mezarı

Kentin Roma döneminden kalma en önemli yapısı anıtsal mezar yapısıdır. “Hamam A” yapısının hemen 10 m kadar güneyinde, dik bir terasın içine oyulan bu kaya mezarı 3 adet klineye sahiptir ve giriş kısmı vurgulanmıştır.

Roma Kuzeybatı Kaya Mezarı

2007 yılında kazısını yaptığımız bu mezar tiyatro olduğunu düşündüğümüz kayalık bir sırta oyulmuş yapının 5 m kadar güneyinde yine kayalık bir yüzeye oyulmuştur. Kentte çok sayıda yeralan kaya mezarlarından güzel bir örneği teşkil eder.

Anıtsal Kültik Niş

Anıtsal Kültik Niş kentin nekropol alanında, Çay Mahallesi’nin yaklaşık 2 km doğusunda ve Göksu’nun kuzeyinde, bir kaya üzerine oyulmuştur. Bu kaya nişi 238 cm yükseklikte, 142 cm genişliktedir ve 28 cm genişlikteki iki adet sütunun üzerine yerleştirilmiş yarım daire şeklindeki alınlıktan oluşur. Nişin her iki yanı da düzeltilmiş ve niş tam ortaya çekilmiştir. Nişin hem üstünde, hem de altında ikişer, üçer basamak mevcuttur. Bu basamaklar nişin kaya yüzeyine oyulması ve nişin içine bir röliği yerleştirmek içindir. Nişte iki adet Korinth düzeninde başlık ve üç adet akroter şematize olarak verilmiştir. Yüzey toprağından yaklaşık 1 m yükseklikte bulunan bu nişin bir mezar anıtı ya da ostothek koyma anıtı olmadığını, Phrygia, Galatia örneklerinde olduğu gibi bir kutsal açık hava tapınım yeri olduğunu ve bu niş içine bazı dinsel törenler için bir rölik konulduğunu düşünüyoruz. Bu şekli ile Paphlagonia bölgesinde başka örneklerine rastlanan bu niş Phrygia bölgesinde çok yaygın olan dinsel bir açık hava tapınma öğesinin Güneybatı Paphlagonia bölgesinde de varolduğunun göstergesidir. Bu nişi tarihlemek elimizdeki verilerle çok zorsa da, bölgedeki birkaç örnek ile yapılan tipolojik analoji ile nişin İ.S. 2.-3. yy.’a tarihlenmesi yanlış olmayacaktır. Bu niş ile ilgili olarak bir başka ilginç durum da nişin nekropol alanında mezarlarla aynı bölgede varolmasıdır. Ayrıca çoktan unutulmuş bir Phryg dinsel geleneğinin güney Paphlagonia bölgesinde İ.S. 2.-3. yy.’da hala varolması da ilginç bir durumdur.

Kentimizde daha birçok kalıntılar keşfedilmiş olup, anıtsal bir kemerli yapı, sur kalıntıları, mozaik zeminli yapılar, bir savunma yapısı, geniş bir mezarlık alanı ile bazı kült alanlarından oluşmaktadır.

Eskipazar İlçesindeki Diğer Arkeolojik Kalıntılar

Eskipazar’daki Hadrianoupolis dışındaki ikinci arkeolojik yerleşim Kimistene ya da Kimista’dır. Kimistene yerleşimi Eskipazar İlçesi, Deresemail köyü, Değirmenbaşı Mahallesi’nin doğusunda yer alan “Asar Tepe” isimli dağ silsilesinin üzerinde yer alan dört yükselti üzerindeki antik bir örendir. Bu yükseltilerden ortadakine ‘Akropolis’, diğerlerine de “Birinci Nekropolis Tepeliği”, “İkinci Nekropolis Tepeliği” ve “Sarnıç” isimleri verilmiştir. Kimistene yerleşimi konusunda İ. Kaygusuz’un İstanbul Üniversitesi’nde 1980’de hazırladığı doktora çalışması kapsamında Kimistene’ye özel önem vermiş olup buradan ve çevresinden 16 adet yazıt toplamış ve bunları daha sonra yayınlamıştır. Buna göre bu yerleşimde birçok kültler varolmakta, fakat bu yerleşimin “polis” mi (kent) yoksa “kome” mi (köy) olduğu konusu aydınlatılamamaktadır.
Akropolis zirvesinin kuzeyindeki suni bir düzlüğe Roma döneminde bir tapınak inşa edilmiştir. Bu tapınak şu anda sadece temel seviyesinde korunmuş olup, bulunduğu platform dikdörtgene yakın bir formda düzeltilmiş ve bu düzlüğün kenarları büyük boyutlu taşlarla setlenmiştir. Tapınak bu düzlüğün tam ortasına yerleştirilmiş olup, kutsal bir yol ile tapınak platformunun (temenos) doğu yamacında bulunan anıtsal bir giriş (propylon) ve merdivene bağlanmaktadır. Geçen seneki yüzey çalışmalarında bu devasa merdivenin (krepidoma) sadece üç basamağı belgelenmiştir. Tapınağın tabanı çok düzgün örgülü taşlarla çevrili olup, kült heykelinin bulunduğu altar kısmı, düz bloklarla belirlenmiştir. Tapınağın altar kısmı volkanik kayaçlardan inşa edilmiş, geri kalan kısmı ise yerli beyaz mermer ya da kireç taşındandır. 2005 senesinde tapınağa ait olabilecek 60’den fazla profilli blok saptanmıştır. Bu bloklar sayesinde tapınağın planı ve dış görünüşü hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Elimize geçen çok parçalı başlık parçalarına göre tapınak Korinth ya da Kompozit başlık düzenine sahip olmalıdır. Tapınağın taban seviyesindeki ölçüleri yaklaşık 29.2 m x 20.0 m olup tapınağın planı, orta boylu bir tapınak olmasından dolayı templum-in-antis olmalıdır. Tapınağa ait çok sayıda arşitrav bloğu tapınağın arşitrav formu açısından zenginliğini ya da tapınağın uzun süreler içinde birkaç kez yenilendiğini gösterir. Tapınak genel anlamda Batı Anadolu örnekleri ile karşılaştırıldığında çok süslü olmayan ve mütevazi görünümlü bir yapı olmalıdır. Tapınağın bulunduğu platformda yer alan ve kaçak kazılar sonucu çok tahrip edilen bir başka öğe de çok büyük boyutlu iki adet taş altardır. Bu altarların birincisinin üzerinde boukranion betimlemesi, diğerinde ise Tabula ansatae içerisinde bir yazıt ve köşelerinde akroter bulunmaktadır. Bu altarların hemen karşısında, tapınak avlu tabanının hemen altında kaçakçıların açtıkları 3 m’den derin kazı çukurunda kaçakçılar tarafından üç stratigrafik tabaka açığa çıkarılmıştır. Bu tabakalardan toplanan pişmiş toprak buluntulara göre buradaki tabakalaşmadaki devirlerden en alttakinin Demir Çağına ait olması gerekmektedir. Buna göre tapınağın bulunduğu platform tapınağın inşa edildiği devirlerden daha önceleri de yerleşilen bir yerdi. Yalnız bu yerleşimin karakteristiğini anlamak şu an için mümkün olmamıştır. Seramik parçaları üzerinde yapılan incelemede bu seramiklerin genelde törensel kaplar olduğunu görülmüştür. Bu kaplar genelde gri renkli ve açık formdaki kaplardır ve bu özellikleri ile Phryg seramik formlarına çok benzemektedirler.
Küçük buluntular içinde tapınak alanında hiçbir adak eserinin ele geçmemesi ilginçtir. Bu durum tapınağın o zamanın halkı tarafından çok fazla ziyaret edilmediğini düşündürür. Zaten tapınak ulaşılması oldukça güç bir yere inşa edilmiştir.
Tapınağın tarihlendirilmesi ve hangi tanrıya atfedilmiş olduğunun tespiti daha da zordur. Tapınakla ilgili olarak 1963 yılında F.K. Dörner tarafından bulunan bir kaya yazıtı bu tapınağa ilintilenmiş olup buna göre tapınak İ.S. 195/196 ya da 196/197 tarihlenmiş ve kült olarak da Demeter ve Kore’ye atfedilmiştir. Yalnız bizim 2005 yılında yaptığımız çalışmalarda tapınak alanında İ.S. 1. yy.’a ait olması gereken bazı öğeler bulunmuş ve tapınak kültü olarak da daha çok Zeus (Kimistenos)’u düşündüren bazı buluntulara tesadüf edilmiştir. Bulgularımıza göre tapınağın en az İ.S. 4. yy.’a kadar kullanıldığı ve bu yüzyılda bir deprem ile yıkılmış olabileceği düşünülmektedir.
Tapınak üzerine Bizans devrinde herhangi birşey inşa edilmemiştir. Az tanınan Paphlagonia bölgesinin az sayıda korunagelmiş bir arkeolojik dini mimari kalıntılarından birisi olması nedeniyle bu tapınak önemli bir yapıdır. Ayrıca bölgesel niteliği olan ve tapınım alanı geniş olabilecek bu tapınağın inşasında bol miktarda ahşap kullanıldığını da düşünmekteyiz.
Asar Tepe Akropolis’inin dışında “İkinci Nekropolis Tepeliği” bölgesinde yaptığımız çalışmalar sırasında bu bölgede kayaya oyulmuş niş ya da mezar alınlığı şeklindeki mezarlar ve çok başka farklı formlarda mezarlar ile mezar taşları belgelenmişlerdir. Tüm bunların yanında bu bölgede bir kaya yüzünde muhtemelen bir Hermes Kerykeios betimlemesi ve bu betimlemenin önünde de ilginç bir kutsal alan keşfedilmiştir. Bu alan farklı kültsel öğeleri bir arada barındırması sebebiyle Paphlagonia bölgesi kültlerini ve antik dinlerini anlamak için çok önemli bir fırsattır.
Kimistene yerleşimi kutsal nitelikli bir yerleşim olup dağlık bir alanda kurulmuş olması bir tesadüf değildir. Bu tür dağlık mahalli kutsal alanlara bu bölgede başka yerlerde de rastlanmıştır.

Sonuçlar

Paphlagonia Bölgesi Batı ve Güney Anadolu’dan farklı olarak daha dağınık bir yerleşim düzeni göstermektedir. Bu yüzden bölgedeki antik çağ “polis” kavramını anlamak adına bu bölgedeki yerleşimler ve khora’ları tek tek mercek altına alınmalıdır;
Hellenistik, Roma ve Erken Bizans döneminde bölgenin hinterlandındaki Hadrianoupolis gibi yerleşimler, kıyıdaki Sinope, Herakleia Pontika ve Amastris gibi şarap ve amphora üreticisi ve pazarlayıcısı kentlere bağcılık yaparak bu kentlerin şarap üretimi ihtiyacını karşılamakta idiler. Bazı bulgularımız bu bağcılık ve şarap üretim faaliyetlerinin pagan devirlerde “tapınak” ya da Hristiyanlık devrinde de “kilise”nin tekeli altında olan bir faaliyet olarak karşımıza çıkabileceğini düşündürmektedir;
Bölgede Erken Bizans çağı ile beraber bir kiliseleşme hareketi başlamıştır. Bu hareketin sebepleri ve etkileri daha derinlemesine araştırılmalıdır;
Paphlagonia bölgesi “Phryg” adı verilen Demir çağı kültürel akımının etki altında kalmış bir bölgedir ya da Galatia bölgesine sınır komşusu olması yoğun Phryg-Paphlagonia münasebetine sebebiyet vermiştir. Phryg-Paphlagonia bağlantısının daha yakından irdelenmesi gerekir.



BİZANS KAYA MEZARLARI


Kastamonu Antik Çağ’ın Paphlagonia Bölgesi sınırları içerisinde bulunmaktadır Bu bölgede Antik Çağ’dan kalmış kaya mezarları bulunmaktadır Kastamonu Valiliği bu kaya mezarlarının turizm yönünden önem kazanabilmesi için bazılarının çevresindeki yapıları kamulaştırarak çevre düzenlemesi yapmıştır


Ev Kaya Mezarı (Merkez)

Kastamonu’nun en eski kaya mezarı olan bu yapı bugünkü Endüstri Meslek Lisesi yanındaki doğal kaya bloğu üzerinde, zeminden 8 m yükseklikte oyulmuştur MÖVIIyüzyılın başlarına tarihlendirilen bu mezar anıtı Paphlagonialılar tarafından yapılmıştır Mezarın üç ayrı girişi olup, içerisinde de üç ayrı mezar odası bulunmaktadır


Şehinşah Kaya Mezarı (Merkez)

Kastamonu, İsmail Bey Külliyesi’nin bulunduğu, Şeyhinşah Kayası’nın güney yüzünde üç mezar odası bulunmaktadır

Bu mezarların MSIIyüzyılda, Roma döneminde yapılmış oldukları sanılmaktadır Birbirine benzeyen mezar odaları oldukça dar ve kabartmalarla süslü bir girişten sonra derinliği çok fazla olmayan mezar odasına girilmektedir Günümüze iyi bir durumda gelebilmişlerdir

Sarı Yolu Kaya Mezarı (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Sümenler Köyü’nde Sarı Yeri veya Sarı Yolu denilen oldukça sarp bir kayalıkta mezarlar bulunmuştur Üç küçük odadan oluşan bu mezarın ismine kaynaklarda rastlanmamış ve yapım tarihi de kesinlik kazanamamıştır


Toprak İni Mezarları (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Kamana ve Hamitli köyleri arasındaki Sorkun Yaylası’nda bazı mezarları bulunmaktadır Bu mezarlar harç ve tuğla ile yapılmıştır Büyük olasılıkla da Roma ve Bizans dönemlerine ait oldukları sanılmaktadır


Kız Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi, Çengel ve Ekremli köyleri arasındaki Zarı Ovası’na hakim kayalar üzerinde bulunan bu kalıntı bazı kaynaklarda mabet olarak geçmiştir Bu nedenle de kaynaklarda Mihrap Kayası olarak yer almıştır Kayanın 12 m yukarısında, 2 m yüksekliğinde, 1 m enindeki bu mezarın alınlığı üçgen şeklindedir Sütun ve başlıkları ile bu alınlık taşınır olarak kayalara oyulmuştur Alınlığın ortasında yarım metre çapında bir daire bulunmaktadır


Delikli Kaya (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinin doğusunda, Sabuncular Köyü Sada Mahallesi’nde küçük bir kaya mezarı bulunmaktadır Delikli Kaya denilen bu mezar, yuvarlak kapılı tavanı kubbe şeklinde oyulmuştur Bu mezar odasının yüksekliği 150 mdir

Hacat Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinin batısındaki Sümenler Köyü’nde Kayadibi Mahallesi’nin yaklaşık 100 m kuzeyindeki Hacat Kayası’nda bir kaya mezarı bulunmaktadır Mezarın kemerli bir giriş kapısı olup, içerisinde 130 m eninde ölü çukuru vardır Bunun sol tarafında ve karşısında birer oda daha bulunmaktadır Bu bölümlerin üzerindeki kayalar kubbe şeklinde oyulmuş ve mezar haline getirilmiştir


Fıstık Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinde Demirtaş Köyü altındaki Asar Kalesi ile Ören Kayası arasında kayalara oyulmuş mezarlar bulunmaktadır Dışarıdan birer oyuk olarak görülen bu mezarlar hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır


Ruşen Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Höyük Veren Köyü’nde, Ruşen Mahallesi’nde kayalara oyulmuş bir mezar bulunmaktadır Bu mezarın hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir Mezarın içerisi kubbe şeklinde olup, buraya bir de ölü sediri (kline) yerleştirilmiştir


Türbe Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Uzla Köyü’nde, Ülde Mahallesi yakınında kayalara oyulmuş altı mezar odası bulunmaktadır Bu mezarların yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır Bunlar kayalara oyulmak sureti ile yapılmış olup, bezemesiz ve birer oyuk halindedirler


Kaya Tünelleri (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesinin batısındaki Ilıca Köyü, Arma Mahallesi’nde büyükçe bir kayanın içerisinde bir tünel bulunmaktadır Bu tünel kayanın içerisinde at nalı şeklinde uzanmaktadır Ancak içerisi zamanla moloz ve kayalarla dolduğundan bu tünel ile ilgili yeterli bilgi edinilememektedir


Mercimeklik Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Sarnıç Köyü, Sarnıç Mahallesi’nin 1 km kadar güneyinde bulunan Mercimek Kayası’nda yapılan kazılarda Bizans dönemine ait keramik parçaları ile karşılaşılmıştır Ayrıca kaya üzerinde yapılan araştırmalarda Bizans dönemine tarihlenen madeni bir haç ortaya çıkarılmıştır


Tabaklı Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi Maksut Köyü’nün tabaklı Mahallesi’nde bulunan 40 m yüksekliğindeki kaya üzerinde, merdivenlerle çıkılan oyuklar bulunmaktadır


Ağıl Kayası (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi, Kayabaşı Köyü’nün güneyindeki kayalar üzerinde, önünde kapılar bulunan bir mezar ile karşılaşılmıştır Kayaya oyulmuş dört basamakla çıkılan girişin önündeki madeni kapılar günümüze gelememiştir

Sipahiler Kaya Mezarları (İhsangazi)

Kastamonu İhsangazi ilçesi Sipahiler Mahallesi Dere Sokağı’nın kenarında, yaklaşık 150 m yüksekliğinde tepe üzerinde kaya mezarları bulunmaktadır

Bu kaya mezarlarının MSV-VIyüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır Kaçak kazılar nedeni ile duvarları tahrip olan bu kaya mezarı birbirlerinden ayrı iki kat halindedir Katlar arasında da bir bağlantı bulunmamaktadır Buradaki mezar odasında yuvarlak bir pencere vadiye bakmaktadır Mezarın altında ikinci bir bölüm bulunmaktadır Bu mezarın içerisinde de duvarların oyulması ile cesetlerin konulduğu yerler açılmıştır
 
Üst